Slm Slm
08 Ağustos 2004 tarihli chat:
selam selam sizlere
ve Es-Selam hoşbuluşturan hoşnut olduğunu
ss efendimize
<> Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
Kesinlikle her yokuşun inişi vardır.( Sıkıntım var mı? YOK! Elh!)
<> 94(İnşirah)/5; Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var!
<> 94(İnşirah)/6; Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var!
Evet, benim çok sık okuduğum ayetlerdir. Bu ikisi ve “Bana kaldıramayacağım yükü yükleme” ayetleri. (Onlar da iki tane.)
Ötekisi, “Emaneti dağlara yükledik, insandan başkası kaldıramadı” ayeti.
Diğer iki ayette: “Dini sevdir, nefret ettirme” ve “Kur’an’dan KOLAYINA geleni oku!” Diğeri de “Sana kolaylattık...” türü ayetler ve “Dini zora sokma...” gibi ayetler.
İşte bu kombinasyon benim belki de en büyük dayanağım. Çünkü Allah’tan başka hiçbir şey ve kimseye dayanmadım bugüne kadar. Hiç şeyhim olmadı. (Üzülmeli miyim yoksa?)
Çooook imamlık yaptım, ama bir çay bile rüşvet deyü içmedim. Dini ve Kur’an’ı hiç paraya çevirmedim.
Ücretimiz Allah’tan idi. Sıkıştığım yerde görünmez bir bereket geldi, yüz taneli başak gibi oldum, sıkıştığım yerde infak geldi.
İnfaklar, infakçıya maddi ve manevi (Dabbe ilmi) gibi yüz başak olarak geri döndü. Allah sizleri BEREKETLİ kıldı, tıpkı İbrahim atamızın “kema barekte”si gibi.
En sevmediğim şeyi yaptım: GEZMEK ve HİCRET etmek. En sevmediğim Polaris ve Ekvator iklimlerinde dondum ve yandım. Gâhi Portekizli oldum.
Bir çok “Fenomen” geçmişteki (A ve B’ler) yerine, başka fenomenlerle değiştirildi. Bunları -belki de şu an bile hissediyorsunuz- yaşayacaksınız.
Bunlar bir keramet ve mucize değil. Ben veli-evliya değilim ASLA!
Bunların KERAMETİ benden menkul değil, zaten keramet değil! Yüce Allah’ın sizlere bir takdiri “UNUTTURULDU”.
Ama bu takdir, “Bunu bana şeytan unutturdu” örneği değil, Ala suresinin 5-6-7. ayetlerindeki “ALLAH UNUTTURDU” tipi bir rahmani unutma olacak. (Geleceğe mesaj sonu.)
Ve biz kendimize çağımıza dönelim. Bu yazdıklarım veya sizlerin belirlediği sorularınız var mı?
<> slm slm
selam selam, senden önemli bir ricam var.
Ttnet veya başka bir server, benim kayıt sıramdaki şifrelerimi bilmekteler. (Çünkü onlara biz vererek hat alıyoruz.)
Çok muhtemelenden öte, eminim ki Başbakanlık bilgi işlem merkezi, benim bilgisayarda (linux gelecek ve bir de Windows) iki programı izlemek üzere bir “ad veya blaster” (ki benim şifrem üzerine kurup programlıyorlar) aracılığıyla bu bilgisayar üzerinde işgalcilik ve spy’lık yapıyorlar.
Bu nedenle SPYHUNTER’ın son versiyonu (öncekiler değil, çünkü öncekiler bunu yapamıyordu) satın alınacak ve şifresi önce benim bilgisayarımda İLK olarak kurulacak, daha sonra sizlere verilecek.
Hükümetin en son tekniklerle burayı gözetlediğini adım gibi biliyorum. (Hükümetler her seçimde giderler, siz hükümetlerden değil sadece ALLAH’tan korkun.)
SPYHUNTER’dan başka programlara da inanmayınız. Popup’lar dahil her şeyi elimine ediyor, spamları yakalıyor, AD-ware’leri ve akla gelebilecek her şeyi, trojanları, blaster virüslerini ve solucanlarını ve klonlanan tüm saçma salak e-mailleri önlüyor.
Bilgisayarınızda o kadar çok şey bulacaksınız ki, şaşıracaksınız. “Vay canına işgal edilmişim” diyecek kadar.
Ve en kötüsü de şu: MS hacker’lere karşı hep yeniliyor, sürekli güncellemeler ile bu açıklarını gidermeye çalışıyorlar. Güvenlik güncellemelerinden geçilmez oldu!
SPYHUNTER’ı elde etmemiz gerekiyor. Ad-aware, ad-watch, spy bot bir yana, SPYHUNTER doğrudan espionage’ı önlüyor.
Bu açıklamalar bittiğine göre konuya dönelim. Konuyu elbette sizler belirliyorsunuz. (Gelecek mesajları bitti.)
Soru var mı elimizde?
<> Evet, “meşxûn”
Vira bismillah o halde!
Ama soran kişi burada yok. Gelince yaparız. Çünkü kriptolojisini de yazması gerekiyor.
Meşhun bir kriptoloji kelamıdır. Onun geçtiği tüm ayetlerin yazılması gerekiyor...
<> Overview’ın gerektirdikleri hakkında konuşabilir miyiz?
WEMB-OverWrite (WOW), WEMB-OverREAD (WOR) ve WEMB-OverVİEW (WOV).
Bu üçünü basitçe açıkladıktan sonra AYRINTILI soruları sizlerden bekliyorum, buyrun. (Aslında dördüncüsü de var: WEMB-overWALHALLA...)
<> Bu dönemde yapılabilecekler, bize düşen görevler?
Gerekenleri –sayenizde- yaptım.
Geleceğin çatallanması var. Belirsizlik ilkesine göre, sonsuz olasılıkta gelecek var. (Süper uzay da sonsuz mekandır zaten.)
Ama bu sonsuz olasılıkta gelecek, aslında ışık hızında seyreden sistemler için geçerli olan ünlü BELİRSİZLİK ilkesi.
Oysa ışıktan hızlı titreşen Hyper uzay gibi üst uzaylar, yine ışıktan hızlı titreşen Esir gibi dolgu ve tampon nesneler (Külli şey’in yumağı) ve ışıkhızı üzerindeki takyonlar, bunlar şunları aşarlar:
1. BELİRSİZLİK ilkesini!
Her şey belirli (determine) olur. Determine olan her şey de FATAL’dır, yani kader olarak yazılmıştır.
Demek ki SONSUZ GELECEK (Yolları Sonsuz Çatallanan Bahçe veya Schrödinger’in Sonsuz Kedileri vb) sadece indeterminizm ilkesinde geçerlidir. Yani ışık hızında ve bundan yavaş seyreden bu quantum evreninde...
2. Işıktan hızlı gidildiğinde “Planck sabiti”ni de aşarsınız!
Yani soyut uzaya (Esiri, etheric tachyon uzayına, Feinberg-Hilbert-Aiberg uzaylarına) girersiniz. Planck sabiti üstünde 4 boyut, altında ise 7 mesani denen DAHA boyutlar var.
Toplam 11 boyutun dördü mü büyüktür, yedisi mi? >>> Her türlü olarak (NİCEL) 7 boyut büyüktür.
Bu soruyu niye sordum biliyor musunuz?
Eğer dört boyutlu biri (bildiğimiz evrenden bir nesne) ışıkhızını şöyle veya böyle aşarsa, +7 boyut kazanır. Yani Planck sabitinin arkasında DEV EVRENE çıkar.
Bu dev evrenin limitleri de belirlenmiştir: Planck sabitinin altındaki Hilbert uzayının 70’inci üstel (exp) artışıdır.
Bunun önemli bir getirisi daha var: EN KÜÇÜK uzay aralığına çıkmanız demek, evrenin EN BÜYÜK BOYUTUNA çıkmanız demektir.
Hani hatırlayınız, kum tanesi mi evrenin içinde, yoksa evren mi kum tanesi içinde? Bu darbı meseli hatırladınız mı?
Bunun nedeni >>> HOLOGRAM teoremidir.
Resim düzlemseldir ve quantlardan oluşur. Bunlardan birinden tüm resmi elde edemez İKEN, hologram (ki üç boyutludur, Riemann uzayı) 11 boyutlu sicimler tarafından üçboyutlu ankebut ağı olarak 3D’dir.
Yani 11 boyutludan bir tek nesneyi (mesela çekimin gravitino denen birimini) ele aldığınızda, tüm evrenin fotoğrafı ortaya çıkar. (Hem de 3Dimention.)
Bunu da hatırladık mı?
Bize BİR RÜYET (hologram) gösteriliyor. EVREN BİR HAYAL. Yani bir Hologram. (Hayalgram gibi bir şey.)
<> Borges’in Aleph’inde, karanlıkta bakılan nokta, evrende her şeyi gösteriyor.
Evet, ELİF noktaları, yani elif kez elif +1 olduğunda, bunun adı ALLAH’ın bir sayısı (absolute unique 1) oluyor.
Allah böylece HER YERDE (Külli şey’in etherinin her koordinat noktasında ) tecelli ediyor. AFAK’ı/ufukları (Objeyi) ihata ederken, ENFUS’u/nefsi içeriden (sübjeden) İSTİLA ediyor.
Elif noktaları (sonsuz ötesi nokta) demek, KÜLLİ ŞEY’İN demek. Ama madem ki ELİF noktası var, bunun bir de kendi kadarı, tekrarı (karesi, kübü ...n kuvveti) yine elif’tir.
Sonunda oluşan ve evreni kısıtlayan (Bunun için asla Arş’ın arkasına geçilemez) elif kez elif. (Bu da ĞAYBI BİLMEMİZE e n g e l d i r .)
Arş’ı Ala budur!
Arş’ın sahibi ve yaratıcısı ise, bunun ötesindeki ilk ve tek sayıdır >>> Elif kez elif+1 >>> İşte Ehad ve Vahid kelimesi budur.
Arş’ın kapsamı (ki her şey o parantezin içindedir) elif kez eliftir. ARŞ’ı yaratan ise bundan +1 BÜYÜKTÜR.
Elifkez elif’i, ÖTESİNDEKİ büyük tek güç ihata etmez, doğrudan İSTİVA eder. (Allah’ın gizli adlarından biri Mustawi’dir. Bu bir sıfattır 137 sıfat + esma içinde yer alır.)
Konuya dönelim: Allah bize bir RÜYET-HAYAL (ikisine HÜLYA denir) hülya-gram gösteriyor.
Bunun nedenini biliyoruz elbette, ama unutturulmuştu. O -doğduğumuzda- unutturulan ve -son nefesimizde- hatırlatılacak olan NEYDİ?
KALU BELA! (elest) Anımsadık değil mi?
<> Verdiğimiz söz.
O söz için, “yapmadığımız şeylerden yargılanmamak için”, Allah bize bir HAYAL-HÜLYAGRAM kurdu, adına ömür dedi.
Berzah aleminden üfledi. Uterus’ta RAHİM adıyla varolduk. Gümüş kordon taaaa 50 bin yıllık bir gün boyunca uzadı ve bizi aşağıların aşağısı olan (madde de denen) yere attı.
BİZ HAYAL görüyoruz...
Şimdi bir soru daha? >>> Acaba bu evren mi bir hayal, yoksa buradan baktığımızda öteki evren mi bir hayal? (Yani hologram, HülyaGram.)
<> Gözlemciye göre ikisi de doğrudur?
Evet, fakat yine de “gerçeklerin üstündeki tek hakikat” bazındaki ayet doğrultusunda biri geçerlidir, sur/super reality geçerlidir.
Bizim gerçeğimiz kısıtlı:
1. Bir kere dört boyutluyuz.
2. Işık hızı ve mutlak soğuk arasındaki dar bir alana sıkışmışız.
3. Zamanımızın nedenselliği var. (Bir gün bin yıl falan değil.)
Dolayısıyla ÖMÜR içinde sıkışmışız. (Bu hayat değil.) Sonlu bir uzayda sonsuza kadar kalınamadığından, her nefs ölümü tadacaktır vs vs. (Yarıömür budur.)
4. Madde kaydında ve çekime tabiiyiz.
Sonsuz dizge >>> Takyon veya Ruh gibi olmaktır. O zaman sonsuz uzayda sonsuz zamanda kalabiliriz. Burada ömür 70 yıl ise ötede ÖMÜR yok (ebedi hayat var).
Sınırsız sonsuza kadar yaşıyorsanız, BURASI mı gerçek, yoksa ÖTEKİ taraf mı?
GERÇEK OLAN öteki taraftır. Burada bir damla su (ömür), orada sonsuz bir derya-umman. EBEDİ yaşam oradadır, burada değil.
O halde gerçek üstü gerçek bazında burası HAYAL’dir. (Alperenler de aynı tasavvuf görüşündeydi.)
Biz aslında ORADAYIZ, orada sınanıyoruz.
Orada başımızı secdeden kaldırdığımızda (ki mahşerde yeniden canlanıp hiç ölmeyeceğiz, ebedi olarak cehennem ve cennet’te yaşayacağız), mahşerde secdeden kalkıp dirildiğimiz anda;
“Kalu Bela’nın devam ettiğini, tüm evrenin ömrünün sadece bir gün veya daha az olduğunu” göreceğiz.
(“İnanmazsan sayanlara sor” ayeti... “Dünyada ne kadar kaldınız” sorusuna yanıt...)
Bir şey daha göreceğiz: Biz DÜNYADA bir hologram çevresinde yaşamışız. Dün ve yarın yok, sadece ŞUAN var, AN’ı yaşıyoruz.
<> 23(Muminun)/113; Derler: “Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor.”
Demek ki burası HAYALEVİ, sürrealitenin üstündeki gerçek orası! Pekiyi neden gerçekleri karıştırıyoruz da “İnanmazsan sayanlara sor” diyoruz?
Çünkü Kalubela’da RUH fazındaydık, beden, nefs vb yoktu. Varsa yoksa takyon evreni içindeydik.
Bu hal bir GERÇEK ÜSTÜ TEK GERÇEK olan hakikattir, bize soyut gibi geliyor. Sonra öldüğümüzde bu hayatın da HAYAL olduğunu göreceğiz.
“Hoppala bu da soyutmuş” diyeceğiz ve işte o gün gelecek ki, Allah’ımız bize baştan verdiği ruhu, sonradan eklediği nefs ve bedeni, üçünü birden SOP-SOMUT olarak mahşerde –bize- verecektir.
O yüzden relativite ortadan kalkacaktır. Orası (mahşer) ışık hızından hızlı titreştiğinden, bir tek gün bizim 365 bin günümüz olacaktır. Nefsimiz bedenimiz olacak.
Üstelik nefsimiz bedene hapis olduğundan, orada bile bize pislik yapacak: “Nasıl olsa bu bedeni kullanan benim” diyecek.
Mesela çaldığımız bir hırsızlık eylemi için, “Ben yapmadım, iftira” diyecektir.
Allah’ımız da aynı bedene RUH’u koyduğundan, bu kez Ruh’dan bihaber gibi olmayan bedenimiz veya beden üyelerimiz (ellerimiz gibi), nefsin yerine geçen DOĞRUCU Ruh’un da bedeni kullanması dolayısıyla –mesela ELLERİMİZ’i- konuşturacaklar.
Ruh, elimizden dile gelecektir: “Ben çaldım” diyen bir el!!!
“Sana ne oluyor böyle?” diye şaşıracağız! Hiç el konuşur mu? Nefs ile birlikte konuşuyor da, RUH ile birlikte niye konuşmasın ki?
Şaşacak bir şey mi var bunda?
<> 36(Yasin)/65; Bu gün ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve ayakları şehadet eyler: Neler kesbediyorlardı?
Çünkü Ruh, Rabbin kendinden Adem’e üflediğinin adıdır. Ruh, Rabbin “DOSDOĞRU” olması için e m r + edilmiş Rabbin emrindendir.
Rabbin emrinde yalan yoktur. El-ayak konuşacaktır elbette. Çünkü onu konuşturacak olan nefsimiz değil.
Nefse sadece AĞZI kullanma yetkisi verilmiş ve diğer organları tutuklanmıştır. Niçin?
Çünkü:
1. RUH asıl sahibiydi bunların ve NEFS hep yalan ile oyalıyordu. Şimdi Rabbin emri gereği ruh bu tutuklanan organların içine gecmiş ve nefs buradan men edilmiştir.
2. Konuşan ağız bu kez her bir organa “DOĞRU OLANI SÖYLEMEK İÇİN” geçmiştir. Doğru olan ruhumuz, o el -ki AĞIZ da olabiliyor- dile geliyor ve dosdoğru olanı söylüyor.
36/65 öncesi ve sonrasını da yazabilir misiniz? (Bunda -düşünenler için- büyük bir ibret vardır.)
<> 36(Yasin)/64; Bu gün yaslanın ona bakalım küfrettiğiniz için.
<> 36(Yasin)/65; Bu gün ağızlarını mühürleriz de bize elleri söyler ve ayakları şehadet eyler: Neler kesbediyorlardı?
<> 36(Yasin)/66; Hem dilersek gözlerini üzerinden silme kör ediverdik de yola dökülürlerdi, fakat nereden görecekler?
O gün biz, gerçekten biz olacağız. Öncelikle Kalu Bela’nın bir saniye sonrasında DİRİLDİĞİMİZİ göreceğiz.
Mahşer denen iki boyutlu da, KALU BELANIN meğer İKİ boyutlu haliymiş. (Kalu Bela 7 boyutlu.)
Bir de beden var: O da Z boyutu (küb ekseni).
<> 24(Nur)/23; Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.
<> 24(Nur)/24; O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.
<> 24(Nur)/25; O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek ve onlar Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacaklardır.
Ayrıca bir yerde daha var: “Size ne oluyor da aleyhimde konuşuyorsunuz” diyeceklerdir.
<> 41(Fussilet)/20; Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir.
Böylece azalarımızın konuşmalarını deşifre ettik.
Burada amacım, RUH (Kalu Bela’yı hiç unutmamış Allah’ın emrinden olan Ruh) ve mızıkçı NEFS’in işbirliğidir.
Nefs ıslah olmazsa cennet ve Sabıkun’a alınamaz. Yani cennette de patırtı çıkartamazsınız! Komşularınıza bağırıp çağıramazsınız ;)
Artık siz, Allah’ın sizi yarattığı fıtrat >>> HURİ ahlakıyla ahlaklanırsınız. Onların hiçbiri cazgır değillerdir, kötü huy asla yoktur.
(Bir örnek ayet ltf. Huri etik’i ile ilgili ayet.)
<> 55(Rahman)/70; İçlerinde huylu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
İşte candaşlar, nefs öne geçtiğinde ahlak krizi yaşıyoruz ve RUH öne geçtiğinde İYİ HUYLU oluveriyoruz.
<> 68(Kalem)/4; Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
<> 11(Hud)/75; İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah’a vermiş biri idi.
Evet, farkettin mi, bende de İbrahim yumuşaklığı, barışseverliği ve sahiden bir sürü dert var.
Bunlar dünya derdi bile değil, tuhaf tuhaf şeyler: Yeşile yapışmak!!! Tarihi OWRİTE etmek. Arada bir radyasyon ile boğuşmak. Vurulup ölmek, sonra ölmemek.
Yani paranormal şeyler var bende.
Bu bakımdan İbrahim kadar bağrım yandı. Onun kadar barışseverim. Aranızdaki kavgalara bile çooooook üzülüyorum.
Size hep barışı, hoşgörüyü, birlikte imeceyi, emri maruf ediyorum.
Bu yazdıklarım benim reklamım değil. Bu HANİF herkesin olması gereken yüceler yücesi ahlaktır.
Ben böyle olmuşsam -ki en zor benim aranızda- siz rahatlıkla bunu başarıp Selam => Barış’ı yaşatabilirsiniz. Ben zor olanı başardım, size KOLAY olan kaldı...
<> 42(Şura)/50; Yahut onları erkekler ve dişiler halinde çift verir. Dilediğini de kısır yapar. O’dur bilen, O’dur güç yetiren.
<> Huri ile alakalımı ?
Evet, kısır kelimesi hariç.
Hurilerin kısır olması bu dünya hayatında ölçümlenemez. Çünkü;
1. Onlar birbirinin erkek ve kız kardeşleridir. Onlar klonlanma ile (yani melekler gibi mültikopya ile bir batında) doğmuşlardır.
2. Bundan önce onlara hiçbir cin ve insan eli değmemiştir.
Bu nedenle, bakir-bakire olduklarından, kısır oldukları ÖLÇÜMLENİP gözlemlenemez! Onların üremesi sadece xx ve xy insan cinslerinin bir arada olmasıyla mümkündür.
Kısır kelimesinin bir başka açılımı da şudur: Onların bekareti, bakireliği YENİLENİR. Yani onlarla birlikte olursunuz, onları aşarsınız, ama bekaretleri YENİLENİR anında.
İşte bunun gibi 7 nedenden ötürü K I S I R kelimesi yamanmıştır. (Akim, akamet kısırlıktır. Oysa ayetteki kısır kelimesinin Arapça’sına bakınız.)
<> Sanırım soruyu soran arkadaş, “Yer 3. Cinsi”ni kasdetmişti.
<> Akim (aqîm). Ama 49 da gerekli, akim (aqîm) kelimesi kısır olarak çevrilmiş.
Mesela düşmanların saldırıları AKİM kaldı dersek, buna da kısır mı demeliyiz? Buradaki akamet, “geriye döndürülmek, püskürtülmek” anlamında.
Bekaret de geriye döndürülür. Yani bir YYy veya YYx ile birlikte olduysa (xx ve xy’ler) bunlar bikr’lerini kaybederler.
Oysa göreceksiniz ki ayetlerde “Onların bekaretini yenileriz” denmektedir. Yani biraz önce cinsel olarak buluştuğunuz huri yeniden hiç buluşmamış gibi BAKİR veya Bakire olacaktır.
Bunun da anlamı “Akim kılınmak”tır. Ama kısır diye çevirmeyiniz.
Çünkü onların aralarında evlilik olmadığından (melekler de böyledir aralarında evlilik yoktur) ve hiçbir insan ve cin eli değmediğinden, onlara asla ve asla “kısırdır” teşhisi/tanısı koyamayız.
Öyle değil mi? (Çocuk doğuramaz anlamında.)
Onlara ne bir cin ne de insan eli değmediğine ve “sürekli bekaretlerinin yenilendiğine” ilişkin iki ayet yazabilir misiniz?
<> 55(Rahman)/56; O cennetlerde, bakışlarını eşlerine dikmiş öyle dilberler vardır ki, daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan.
<> 55(Rahman)/74; Daha önce onları ne cin kirletmiştir ne de insan.
“Bekaretlerinin yenilendiği” galiba Vakıa suresinde idi. (Emin değilim.)
<> 56(Vakıa)/35-38; Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Evet bu da doğru. (Tabii o ceylan gözler, dilber kelimeleri bizim yakıştırmalarımız...)
...
RZİ
hoş-bye
ss