Slm Slm

01 Haziran 2004 tarihli chat:

 

selam/barış hanifcandaşlar selam/barış
ss

Tam gün biraz "Dünyadan" kopuktum. Öyle ki kendimi sabah uyanmış gibi hissediyorum. Tek fark: Karanlık :( Yani sabah değil :)

Vira Bismillah, Euzubillah.

<> 58(Mücadile)/
<> 14; Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.
<> 15; Allah onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!
<> 16; Yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.
<> 17; Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah'dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.
<> 18; Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.

Tek cümleyle yanıt (Ayet ayeti açıkladığından): ÜÇÜNCÜ BAĞ, yani aslında olmayan bağ veya yan-yön cenah (cennet) değiştirmiş bağ.

<> 14. ayette bizlerden ve onlardan olmayan yalan yere yemin eden bir topluluk var. Burada bir mealde de yardakçı kelimesi var. Yani bu topluluğa asistanlık komilik yapan başka bir topluluk olduğunu ayetten açıkça görüyoruz. Devamındaki 15. ayette onlar için bir azap hazırlandığı, 16. ayette Allah yolundan alıkoydukları, 17. ayette mal ve oğul bakımından fazla oldukları anlatılıyor. 18. ayette onların dünyada yemin ettikleri gibi Allah'a da yemin edecek olmaları ve onların yalancı olduklarının iyi bilinmesi uyarısı var.

Usame 1000 Ladin, Afganistan'ın Sovyet çarlığına karşı, gerçek bir mücahid gibiydi.

<> 19. ayette de şeytanın yandaşları olmaları Merak ettiğim bu toplulukların kimlere komilik (asistanlık) yaptıklarıdır? Bu ayetlerin şu anki dünya düzenindeki
faaliyetleri nelerdir? Yani toplulukların yaptıkları faaliyetler nelerdir?

<> Tevbe 56 ve 107. ayetlerin yukarıdaki ayetlerle bir bağlantısı var mıdır?

<> 9(Tevbe)/56; Hiç şüphesiz onlar, sizden olduklarına dair yemin de ederler. Halbuki sizden değildirler. Fakat onlar öyle bir kavimdirler ki, korkudan ödleri patlıyor.

<> 9(Tevbe)/107; Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var. "İyilikten başka bir maksadımız yoktu." diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir.

Nasıl ki bizim DEVLET (derin ve daha da derin devlet), Batman'da KÜRT ayaklanmalarına KARŞI Hizbullah'ı ve Sedat Bucak gibi aşiret liderlerini, DEVLET -ötesi- devletimiz silahlandırdıysa, ABD ve müttefikleri de, Usame 1000 Ladin'e inanılmaz bir servet hibe etti.

Silah tüccarı Yahudiler, Afganistan'da pazarola şarkılarını söylediler.

Sovyetler -sözde- yenilip gitti. Bu kez Radikal İslam (Hadis İslam, Şeriat İslam, Ortdoks + Katolik İslam) işbaşına geçti.

Usame,  B E N  dahil şimdi herkesi evinde tehdit ediyor. Karalistedeyim. (Sanki çok umurumdaydı.) RTE'yi de tehdit ediyor.

Son tehdidi çok ilginç:

"O....lar topluluğu (Anadolu Ateşini kastediyor), gören gösteren gözleri çıkaracağız. Sadece HSCB değil, bütün bankaları mayınlayacağız. Türki(ya)yı mayın tarlasına çevireceğiz.”

“Nato düzenli savaş ile iştigal eder. Mücahidlerimize dayanamayacaktır, NATO'yu çökerteceğiz. Yerine Şeriat'ı getireceğiz.”

(Bugün 11.15 itibariyle NATO'ya gelen AL Jazira yayınıdır.)

Arapça yayını aynen izledim. Sonra da İngilizce’si (20.40 cıvarında) verildi.

“Türk olmayan üyelerimizi içeri sokmaya gerek yok. Benim Türkiye’de özellikle, İstanbul’da 4000 kişilik ordum var.” (Usame anlatıyor.)

Ve 25 dk’lık bandın sonunda da, dörtbin canlı bomba gibi bir laf ediyor.

Blöf belki, ama Türkiye'nin taşrası, kesinlikle Hizbullah/Batman gibi, GÖNÜLLÜ bir ordudur.

Efendimizin shit'ini yiyenler vardı ya. (Fetoş'un Samanyolu TV'deki resmi bant kaydıdır.)

<> Sultanbeyli gibi bölgeleri kale olarak kurdular. (Ormanları yok ederek.)

Evet, bundan Erbakan inanılmaz sorumlu. Kesinlikle Cennet'i umut etmesin. Ebedi kalacağı yeri hazır.

<> Klavuzu hadis olanın burnu shit'den kurtulmaz.

Ömürsün ;) Moralim o kadar bozuktu, ki ilk sana güldüm. :) Evet sabahtan beri ilk gülümsememdi.

Pardon küçük çocukları sevdiğimde de gülümsemiştim. İkinci gülümsemem. Allah da sizlerin yüzlerini kendi yüzüne çevirerek ebediyen güldürsün.

Yetim başını okşayın, ALLAHAŞKINA okşayın.

İlla ki yetimler yurdunda değil onlar. Onların babaları annelerinden ayrılmıştır. Allah bize “Yetimin başını okşayın” buyururken, dikkat ediniz ki, “Amca dayı veya eloğlu gibi” değil.

Yetim >>> adı üzerinde BABASIZ demek. O halde  B A B A  olun, elbette hiç belli etmeyerek. (Yurdumda bu söz üzerine -aman dikkat- kan davası çıkar.)

Eğer BABA olamazsanız, hiç değilse Maun suresindeki AKBABA olmayın, itip kakmayın: “Gidin buradan, uyuyamıyorum! Defolun piçler!” Hor görmeyin yetimi.

Yetimin bir başka tanımı (ayet meali) daha var: Annesi babası var, fakat yetim! Yani eğitim öksüzü, yoksulluk öksüzü, on kardeşin içinde yapayalnız bir öksüz. BABA olun öksüze, anne olun öksüze. Aksi halde akbaba olursunuz, ve de duyarsız ÖKÜZ gibi.

Öksüz kimdir? Adem-Havva ÖKSÜZ müdür?

Hayır, ALLAH onların anne babası olduktan başka, ayrıca tek CAN'dan ayrılarak üç olan ilk insan, birbirinin de anne babası gibidir.

Yani öksüz değildi Adem-Havva. Ama 33 yaşında bir çocuktu ilk insan. Çocuk olduğu için YETİM/ÖKSÜZDÜ. (Safiyullahlık payesi.)

İsa öksüz müydü? Evet, babadan öksüzdü, Adem gibi şanslı değildi.

Bir çocuğun rüştünü (ergenliğini ve erginliğini) henüz kanıtlamamış olması demek, onun WALİ ve WELİY'si olanların, onun servetini kullanması demek değildir. (Tüyü bitmemiş yetim hakkı.)

Anne baba kazada ölmüşler, ele güne ayıp olmasın diye, birincil akrabalar (amca-dayı-teyze-hala ve eşleri olan yengeler) tutup ite-kaka sahip çıkıyorlar, “Zıkkım ye!” diyerek.

Efendimiz ÖKSÜZDÜ; annesinden emmedi bile, tanıyacak kadar görmedi bile; babası derseniz, daha o doğmadan ölmüştü. (AbdulLAT'ın intihar ettiğine dair/ilişkin bazı sağlam veriler var.)

Dede, amca vb, geçin bunları. EBİ LEHEB amcasıydı ve eşi de yengesi.

<> 4(Nisa)/2; Allah'tan korkun da yetimlere mallarını verin, murdarı temiz ile, haramı helal ile değişmeyin; onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin, çünkü o, büyük bir günahtır.

Bakın ayete: YETİMİ  t e p m e k  nasıl bir karşılık bulacaktır?

Efendimize baktı Ebi Leheb. (Sağolsun mu diyelim?) Yengesi ise efendimizin babasına ait olan hurmalardan bir tane bile koklatmadı. Şahidin gözleri gördü (oradaydım).

Diğer amcası Ebi Cehil de yeğenine sahip çıktı. 10 ila 15 yaşları arasında ağır işçi olarak çalıştırdı.

Herşey AbbulLAT'ın WELAYETİ içindi.

Sadece Ali ss'nin babası ve kendi dedesi karşılıksız olarak ona baktılar. Ebu Talib ve Ebu Muttalib'den söz ediyorum.

Ama yine de yeğenleri olan “Zengin” efendimizin, zengin fakat küçük efendimizin suyunu sıkıp durdular.

Bugün babası boşanmış iki, annesi ölmüş bir çocuğu severken, NELER HİSSETTİĞİMİ bilesiniz diye bunları yazdım.

O el, yetimlerin başını okşadı. Ama bu DEVRE kapanması gibiydi. Ben bunları HİSSETTİM. Yorsa kendi öksüzlüğümü falan aklıma getirmedim. (Bencil değilim asla.)

Biliyorsunuz ki benim de efendimizden hiçbir farkım yok, öksüzlük bağlamında. Ama ben efendimizin BAŞINI okşadım BUGÜN. Bilesiniz, benimle empati kardeşi olasınız diye yazıyorum.

Nerede kalmıştık? Ben yine kaptırdım, unuttum. (Çok yoğun duygularla yaşarım 24 saat.)

<> 58(Mücadile)/
<> 14; Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.

Tamam ÜÇÜNCÜ BAĞ, özellikle bu çağda Usame’yi anlatmışım.

<> 15; Allah onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!

Yani İSLAMİ terör burada cehenneme aday olduruluyor.

<> 16; Yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.

Ehli Kitab kafir Ortodoks ve Hristiyan İSLAMİYETİNİ anlatıyor. (İki cenah/yön-Kur'an’da Cennet=>Bağ+çe.)

Ali İmran 104-115 arasında olanlardır; diğerleri ise bildiğiniz gibi Musevilik yobazı Yahudi faşistlerdir.

Bu ikisi (zaman kavgasında) iki adet cenah. (Cennet'tir, bahçe'dir, kamp'tır.) Yani bu iki bağın sahipleri, MESSİAH ve SİYONİZMDİR.

Dikkat ederseniz üçüncü bağ henüz yok: Çünkü o üçüncü bağın nedeni, MİGHTY ile (Ebi) Süfyanistlerdir. Yani ortada ÜÇÜNCÜ bir bağ daha var.

Bunu ayetsiz anlatmak zor. Eğer sözü geçen ayeti yazarsanız, (İniş sırasındaki ikinci veya üçüncü sure olabilir, dördüncü de olabilir?) orada ÜÇÜNCÜ cenah (cenneh, bahçe) daha vardır.

İki cenah ise, Kehf suresinde bildirilmiştir (misallendirilmiştir).

Neden misal? Çünkü ileride AYNEN yaşanacak bir SENARYO'nun (ha/vet'i anlamında) muhkem veya OLMUŞ bitmiş değil, ileride olacak bir vaad olduğu için, Allah tarafından Müteşabih-teşbihli-Misalli/örneksenmiş olarak sunulmuştur.

<> 18(Kehf)/
<> 33; İki bağ da yemişlerini vermiş, o adamdan hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. İkisinin ortasından bir de nehir fışkırtmışız.
<> 42; Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak ovuşturuyor ve şöyle diyordu: “Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!”

Devam ltf.

<> 43; Allah dışında kendisine yardım edecek bir topluluğu da çıkmadı. Kendi kendini de kurtaramadı.
<> 44; İşte böyle bir durumda, dostluk ve koruma, hak olan Allah'tandır. O, karşılık verme bakımından da hayırlıdır, iş sonuçlandırma bakımından da hayırlıdır.

<> 34; Adamın başka bir geliri de vardı. Bu yüzden, arkadaşıyla konuştuğu bir sırada
ona şöyle demişti: "Ben, malca senden zengin, insan unsuru bakımından da güçlü ve onurluyum."
<> 35; Ve böylece, öz benliğine zulüm ede ede bağlığına girdi. Şöyle konuştu: "Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum."

Devam ltf.

<> 36; "Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Ama eğer Rabbime döndürülüp götürülürsem, bundan daha iyisini bulacağımdan eminim."
<> 37; Kendisiyle konuşan arkadaşı ona dedi ki: "Sen, seni topraktan, sonra meniden yaratıp sonra da bir adam olarak biçimlendiren kudrete nankörlük mü ettin?"
<> 38; "Lakin, o Allah benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam."
<> 39; "Bağına girdiğinde, 'maşallah, kuvvet yalnız Allah'tandır' desen olmaz mıydı? Gerçi sen beni, malca ve evlatça senden basit görüyorsun ama,
<> 40; Olabilir ki, Rabbim bana senin bağından daha değerlisini verir; seninkinin üzerine de gökten bir afet gönderir de bağlığın yalçın bir toprak kesilir."
<> 41; "Yahut suyu dibe çekilir de bir daha onu isteyemezsin bile."
<> 42; Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak ovuşturuyor ve şöyle diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!"

Öteki BAĞ  M İ S A L İ  olan ayeti de bulur musunuz lütfen? (Kalem’de olabilir. Salata okuyordum.) Buna konu bitene kadar devam edilmeli.

<> 68(Kalem)/

<> 17; Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.
<> 18; Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
<> 19; Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
<> 20; O, simsiyah kesiliverdi.

“Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,”
“Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,”
“Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,”

<> 21; Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
<> 22; “Hadi eğer biçecekseniz ekininizi erken gidin.”
<> 23; Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
<> 24; “Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin.”
<> 25; Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
<> 26; Fakat bahçeyi görünce: “Yahu biz yanlış gelmişiz.” dediler.
<> 27; “Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz.”
<> 28; Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: “Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”
<> 29; O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk!”
<> 30; Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
<> 31; “Yuh olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız.”
<> 32; “Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de herşeyimizle Rabbimize yöneliriz.”
<> 33; İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilselerdi.

“Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”
“Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”
“Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”

ÜÇÜNCÜ bağ. Humeyni, Usame, Taliban, Hizbullah. Ne derseniz deyin, ÇIKIŞ NOKTASI İSLAM çünkü.

Ama SAPTI MI DA SAPTILAR! Artık Allah onları ebediyen cehenneme koymuştur.

<> 34; Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
<> 35; Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?

“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”

<> “mücrimler gibi yapar mıyız?”

Bu saydıklarımın hayat hikayesi. Gidip de bir camiide namaz kılamıyorum aylardır :((((((((((((

Onlara kitaba uyun dediğimde, “atalarımıza uyarız (katolik ve ortodoksuz)” diyorlar.

Onlara Kur'an'ı okuyorum, “Hocam haklısın” diyorlar, hatta “Allahuekber” diye aşka geliyorlar. Ama Ali İmran 116-127 arasındaki gibi, bana yapmadıklarını bırakmıyorlar.

Bakınız AMG; hacca bile gitti; beş vakit namaz kılıyor; nur tülliyatını ezbere biliyor, ayet gibi ezberlemiş; Kur'an'ı da okuyor, ama OKU---muyor!

<> Hiç değilse ateist “inanmıyorum” diyor, -kendine- dürüst. Öbürü (ikiyüzlü müslüman geçinen) ise, ne kendine, ne karşısındakine, ne de Allah'a,, samimi değil..

<> 36; Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?
<> 37; Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?
<> 38; Onda, keyfinize uyan her şeyi rahatça buluyorsunuz.

Ve bu ÜÇÜNCÜ bağcılara sorunuz, size şöyle dileceklerdir:

“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”
“Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?”

<> 39; Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!
<> 40; Sor onlara: "Böyle birşeye hangisi kefil?"
<> 41; Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlü iseler, çağırıversinler ortaklarını!

Cennetin tapusu Nurcuların ve süfyanistlerin, şeyhlerin, şairlerin cebinde ve denetiminde.

<> 42; Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.
<> 43; Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.

Evet hepsi, hepsi beş vakit namaz kıldılar ve halen/elan kılıyorlar.

<> 44; Bu sözü yalanlayanla beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
<> 45; Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçeken zorludur benim.
<> 46; Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!
<> 47; Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

İşte üçüncü bağ budur: SÜFYANİLER (Hadis müslümanlarlar) ile MEHDİSTLERİN (Haniflerin) kavgası.

Bu üçüncü bağ mağlup edilmeden, görevini Mighty, Messiah'a devredemez. O zaman da HANİF (protestant) bağ ile SİYONİST bağın kavgası başlayacak. Bunlar hemen arka arkaya olacak.

Adler, Mighty olarak belirlenip ötelenmiştir. Görevi, Messiah gelince bitecektir; pasif göreve geçecektir.

Aktif görev aslında; “Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,” “Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,” “Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,” ayetinin muhatabı olan MAİTREA'dır.

Elbette eskortu da Almighty (Yahya'dır). (Eskort => Refakatçisi.)

Kehf suresinde >>> İKİ BAĞ >>> Sophianist ve Mehdianist'lerin kavgası değildir. İzrael ile WEMB'in, yani 3M ile onların 3M'si arasındaki zaman kavgasıdır.

Bu savaşın neferleri ise Zulkarneyn(İkiZamanlılar)dır.

3M, üçü de GEÇMİŞTEN geleceğe naklolunmuştur.

İsa ÖNCE de vardı, gelecekte de geleCEK! Adler önce de vardı, Mighty olarak geleCEK! DEHR'in sahibi ise, gelecekte ve geçmişte AYNI ANDA olabiliyor.

Şimdi şuna dikkat:

Üç kişi geçmişten geleceğe giderek 3M olarak orada varolmuşlardır. Bunun ödentisi olarak, birileri de gelecekten geçmişe giderek dengeyi kurmuşlardır.

Bunlar üç kategoridir:

a) Zulkarneyn kategorisi.
b) Lokman kategorisi.
c) Ezra (üzeyr) kategorisi.

Neden böyle? Ana-gizem nedir? Çünkü zamanın NEDEN ve SONUÇ iki ucu var, yani geçmiş ve gelecek uçları var.

Adler geçmişi boşaltmış, Mighty olarak AB tipi evrenden B evrenine geçmiş. İsa yukarı alınmış ve Messiah olarak geleceğe çekilmiş. Yani NEDEN ucu boşaltılmış.

İsa'nın boşalttığı nedeni >>> 3M+1 olan Yahya tutmaktadır. Mighty'nin boşalttığı ucu da (A ve 0 evrenlerinde) Zulkarneyn denen, geri tepmeli bazı kişiler tutmaktadır ve doldurmaktadır.

Asıl ve ilk Zulkarneyn sadece Yecüc-Mecüc NEDENİNİ (reason) boşalttığı için var edilmiştir.

Diğer Zulkarneynler, ki bunlar geçmişe naklolunmaz, geçmişte bebek olarak doğmak durumundadırlar, geçmişin başını (Nedensellik ilkesini) tutmak üzere getirilmişlerdir. (Getiren Allah.)

Bir de şeytani Zülkarneynler var: Onlar da Sionist Süfyanizm. Onların nedenini ise >>> EZRA/Üzeyr tutmaktadır. (Üzeyr için Allah'ın oğlu dendiği bildirilir ilgili ayette.)

<> 9(Tevbe)/30; Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur." dediler. Hristiyanlar da, “Mesih, Allah’ın oğludur." dediler. Bu, onların, önceden Allah’ı inkar edenlerin sözüne benzeterek, ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. Allah kahretsin onları, nasıl da saptırılıyorlar?

Hızır'ın öldürülmesiyle, Yahya yeniden geleceğe gidince, Lokman da Yahya'nın yerine yeniden geriye gelecektir. (Yediler meclisini de saymış oldum.)

Az önce UYARI aldığımdan, konuyu bu kadar toplayıp kesmek zorundayım.

<>   İdris + Yahya + Hızır => 3'LER ;
<> + Mesih + Mehdi => 5'LER ;
<> + Lokman + Üzeyr => 7'LER ;
<> + BİRİNCİ Zülkarneyn + Zülkifl (Hezekiel) => 9'LAR ;
<> + Ashabı Kehf (3+5+7) + BİZİM BAĞIN Zülkarneynleri => 40'LAR ;
<> + Mürseller 313'LER .

<> (İbrahim+İdris+Hızır da üçler.)

<> ???

Şimdi candaşımızın verdiği ayetlerde, bu İKİ bağ+üçüncü bağı mütalaa ederek sindirmemiz ve “Ve ma edrake? .” ayetlerine muhatap olmamız gerekiyor. Yani ben dinleyeceğim.

Ve geçmişteki “küçük çıtlatmalarıma da muttali olduğunuzdan” bu mütalaanızı GELECEĞE NOT düşeceğiz.

“Euzubilahi mineşşeytanirracim – Bismillahirrahmanirrahim” diyerek sözü size bırakıyorum.

Şöyle bir silkinip, iki ayrı surede geçen, iki ayrı ayet topluluğunun, yani Allah MİSALİNİN (Ha/vet'inin) yorumunu, siz değerli candaşlara bırakıyorum.

Gerekirse Kehf ve Kalem ayetlerini bir daha topluca buraya copy/paste edebilirsiniz. Derli toplu okuruz böylece.

<> Kalem(68)/
<> 18 Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
<> 19 Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
<> 20 O, simsiyah kesiliverdi.
<> 21 Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
<> 22 "Hadi eğer biçecekseniz ekininizi erken gidin."
<> 23 Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
<> 24 "Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin."
<> 25 Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
<> 26 Fakat bahçeyi görünce: "Yahu biz yanlış gelmişiz." dediler.
<> 27 "Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."
<> 28 Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!"
<> 29 O zaman dediler ki: "Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk!"
<> 30 Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
<> 31 "Yuh olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız."
<> 32 "Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz."
<> 33 İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilselerdi.
<> 34 Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
<> 35 Biz, Müslümanları suçlular/günahkarlar gibi yapar mıyız?
<> 36 Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?
<> 37 Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?
<> 38 Onda, keyfinize uyan herşeyi rahatça buluyorsunuz.
<> 39 Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!
<> 40 Sor onlara: "Böyle birşeye hangisi kefil?"
<> 41 Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlü iseler, çağırıversinler ortaklarını!
<> 42 Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.
<> 43 Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet
kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
<> 44 Bu sözü yalanlayanla beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
<> 45 Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçeken zorludur benim.
<> 46 Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!
<> 47 Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

<> 17/23 Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anaya babaya karşı iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlanırsa onlara "Öf" bile deme ve onları azarlama. Onlarla güzel bir biçimde konuş.
<> 17/24 Onlara merhamet ederek alçak gönüllük kanadını ger ve de ki, "Rabbim, beni küçükken yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı."

<> "Rabbim, beni küçükken yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı."
<> Burada "gelecekte" drs gören biri konuşuyor.

İki cenah’ı (Cennet=>Bahçe’yi)  ve ilkinde de ÜÇÜNCÜ bağı fark ettik mi?

<> Kalem(68)/
<> 7 Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur.
<> 8 O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!
<> 9 Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
<> 10 Şunların hiçbirine itâat etme : yemin edip duran, aşağılık,
<> 11 (Herkesi) kötüleyen, söz götürüp getiren,
<> 12 Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,
<> 13 Kaba ve kötülükle damgalı,
<> 14 Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
<> 15 Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
<> 16 Yakında Biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız.

<> 17 Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri) , sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.

“37; Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?”
“38; Onda, keyfinize uyan herşeyi rahatça buluyorsunuz.”

Burada HADİSLERE atıfta ve kinayede bulunuluyor. Ve HANİFLİK için bu süfyaniler ne diyor biliyor musunuz?

“Hristiyanlık öncesi masallar. Yahudilik öncesi masallar. İbrahim geçmişe aittir, devrini tamamlamıştır. Haniflik ve Sabiilik neymiş? Muhammed ss'nin sünneti ve hadisleri ile şeriatı dururken.”

“15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.”
“15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.”
“15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.”
“15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.”
“15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.”

“İbrahim Hanifmiş, ben de Hanefiyim, ben daha makbülum! İbrahim Kur’an mı getirdi? Sünneti Muhammedi mi getirdi? Biz son dine, son peygambere bakarız.”

Hanifliği anlatıyorum da, beni içten dinliyorlar (Ali İmran 116'dan itibarenki gibi), “Vay be Hans Hoca,” diyorlar.

“Hakikaten Haniflik diye eski bir din varmış! Sana helal olsun! Ama bizim cemaate gelmiyorsun, camimizde (lafa bakın CAMİLERİYMİŞ) bizle cemaat olmuyorsun. Eşin açık giyiniyor, türban takmıyor.”

<> 8(Enfal)/31; Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: “Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!”

Şimdi lütfen, bu süfyanilerin adresi olan, Ali İmran 116'dan itibaren biraz yazalım.

<> 3/116; Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da kendilerine Allah'a karşı bir yarar sağlamayacaktır. Ateşin dostlarıdır onlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

<> 3/117; Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu, bir rüzgar örneğine benzer: Onda kavurucu bir soğuk vardır. Öz benliklerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine değmiş de onu mahvetmiştir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

<> 3/118; Ey iman sahipleri! Kendi dışınızda hiç kimseyi sırdaş edinmeyin. Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı vercek şeyi pek severler. Ağızlarından nefret ve öfke taşmaktadır. Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür. Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir.

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız. Onlar ise sizinle karşılaştıklarında inandık derler; başbaşa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin." Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.

<> 3/120; Size bir iyilik dokunsa bu onları rahatsız eder. Size bir kötülük dokunsa bununla sevinir, ferahlarlar. Eğer sabreder, sakınır/korunursanız onların tuzakları size hiçbir şekilde zarar veremez. Allah, Muhit'tir, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.

3/113 ila 115 BATIN BATILALIRIN adresidir.

<> 3/113; Ama hepsi bir değildir. Ehlikitap içinden Allah için baş kaldıran/Allah huzurunda el bağlayan/hak ve adaleti ayakta tutan/kalkınıp yükselen bir zümre de vardır; gece saatlerinde secdelere kapanmış olarak Allah'ın ayetlerini okurlar.

<> 3/114; Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiyi-güzeli emrederler, kötüyü ve çirkini yasaklarlar. Hayır işlerde yarışırcasına koşarlar. İşte bunlar hayra ve barışa yönelik hizmet üretenlerdendir.

<> 3/115; Yapmakta oldukları/yapacakları hiçbir hayır, nankörlükle karşılanmayacak / karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir.

Bundan öncesi de Batıl batılıların adresidir.

110 yöresi SABAHE, 104 ise Doğru doğuluların adresidir. Bundan öncesinde ise dogmatik doğu ile doğru doğunun kıyası vardır.

102. ayet öncesinde de Bilderberg, Mason gibi kuruluşlar -yerli satılmışlık- haber verilmektedir.

116.ayete gelince. Bunlar da EHLİ KİTAB KAFİR MÜSLÜMANLARIN ayetinin başlangıcıdır.

<> 3/116; Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da kendilerine Allah'a karşı bir yarar sağlamayacaktır. Ateşin dostlarıdır onlar. Sürekli kalacaklardır onun içinde.

Ehli kitab kafir müslümanlar cehennemde ebedi kalacaklardır. 117. Ayet ise ÜÇÜNCÜ BAĞI anlatmaktadır:

<> 3/117; Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu, bir rüzgar örneğine benzer: Onda kavurucu bir soğuk vardır. Öz benliklerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine değmiş de onu mahvetmiştir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Süfyaniler kadar soğuk, nemrut, sahtiyan suratlı, delici bakışlı, yobaz ve hoyrat bir topluluk daha yoktur.

Onlar gülmezler, ancak alay etmek için gülerler. Müslümanların ahlakı, karakteri, etik’i, dünyada en maksimum bozuktur.

<> 83(Mutaffinin)/29; Şu bir greçek ki, suça batmış olanlar, iman sahiplerine gülerlerdi.

<> 68/10; Şunların hiçbirine itâat etme : yemin edip duran, aşağılık,
<> 68/11; (Herkesi) kötüleyen, söz götürüp getiren,
<> 68/12; Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,
<> 68/13; Kaba ve kötülükle damgalı,
<> 68/14; Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)
<> 68/15; Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.
<> 68/16; Yakında Biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız.

Cahil bir sürüdür onlar.

“Yakında biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız.”
“Yakında biz onu o hortumunun üzerinden damgalayacağız.”

Bu bir kuantum tünelidir.

<> 3/117; Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu, bir rüzgar örneğine benzer: Onda kavurucu bir soğuk vardır.Öz benliklerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine değmiş de onu mahvetmiştir.Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmediyorlardı.

O hortum deşarj olacak. Şeytanı kovalayan Şıhab denen kozmik primerlerin KUANTUM tüneli nasıl ki onları kovalıyorsa ve onları yakıcı ateş ile yakarken aniden soğuyorsa, bu müstehak durum ehli kitab (hatta Ehli Kur'an) müslüman kafirlerimizin de akıbetidir.

Onlarla iç içe yaşıyoruz, hatta aynı evde; dost biliyoruz, sırdaş biliyoruz.

<> 3/118; Ey iman sahipleri!Kendi dışınızda hiç kimseyi sırdaş edinmeyin.Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler.Size sıkıntı vercek şeyi pek severler.Ağızlarından nefret ve öfke taşmaktadır.Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür.Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir.

Ve biz onları gerçekten çok severiz.  :(((((

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız.Onlar ise sizinle karşılaştıklarında inandık derler; başbaşa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin." Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.

Komşumuz o! Müezzin, imam o! Mahalle bakkalımız! Şu camiinin ihtiyarı.

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız.Onlar ise sizinle karşılaştıklarında inandık derler; başbaşa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin." Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.

Onları kurtarmaya çalışırız:

Allah'ın kitabını, İbrahim'in dostluğunu, millet kavramını, Hanifliği, mezhebin ebedi cehennem olduğunu, şeyhlerin ŞUARA şeytan olduklarını, imamların maaş almaması gerektiğini, haccın üç ay olduğunu, orucun daha uzun tutulması gerektiğini, namazın üç vakit ikişen rekat olduğunu, Cuma gününün zinhar TATİL olmadığını, hadislerin uydurulduğunu, Şeriat diye bir başka dinin uşağı olduğunu anlatırsınız.

Dinlerler sizi, hatta şaşırırlar ve hak verirler. "Haklısın vallahi" bile derler.

Siz onları çok seversiniz:

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Ve Kitap'ın tümüne inanırsınız.Onlar ise sizinle karşılaştıklarında inandık derler; başbaşa kaldıklarında size öfkelerinden parmak uçlarını ısırırlar. De ki onlara: "Öfkenizle geberin." Allah, göğüslerin içindekini çok iyi bilmektedir.

Ama yanınızdan kalkınca, gidip dedikoduya başlarlar.

Töre cinayeti gibi, aile meclisi kararları ve yaptırımlar çıkarırlar. Sizin saptığınızı, İslam denen 14 asırlık yaşayan ve sapasağlam kalmış bir dini sizin bozduğunuzu, hele hele bir de HANS ismi varsa, kesinlikle sizin bir misyoner arkasına düştüğünüzü, Hristiyanlığı sinsice yaydığımı söyleyeceklerdir.

(Dedikodulardan, ğıybetlerden bir demet!)

<> 3/120 Size bir iyilik dokunsa bu onları rahatsız eder.Size bir kötülük dokunsa bununla sevinir, ferahlarlar.Eğer sabreder, sakınır/korunursanız onların tuzakları size hiçbir şekilde zarar veremez.Allah, Muhit'tir, yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.

Ve sizin iyiliğinizi istemezler.

Ve iki gündür candaşımız bilgisayarını annesinin evine götüremiyor. YASAK çünkü ve bilgisayar eşimde bekliyor!

Anneye üf denir mi? Hem evet, hem hayır?

EVET çünkü, anne baba kemikleşmemiş genç iseler ÜF deyiniz.

Ama yaşlandılar mı artık onlar betonarmedir, o andan itibaren ÜF diyemezsiniz!

40 yaş bir önemli dönemdir. Bu yaştaki anne ve babaya Üf denebilir. Ama 40 yaş geçti mi denemez!

40 yaşından sonraki İHTİYAR öyle bir mes'uldur ki, “Keşke kırkına girmeden daha masum ölseydi” diye temenni edersiniz.

Lütfen ÜF ayetini yazar mısınız?

<> 17(İsra)/23; Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi ve anaya babaya karşı iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlanırsa onlara "Öf" bile deme ve onları azarlama. Onlarla güzel bir biçimde konuş.

“Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlanırsa onlara "Öf" bile deme.”
“Onlardan biri veya ikisi yanında yaşlanırsa onlara "Öf" bile deme.”

“yanında yaşlanırsa”
“yanında yaşlanırsa”
“yanında yaşlanırsa”
“yanında yaşlanırsa”
“yanında yaşlanırsa”

<> 46(Ahkaf)/15; Biz insana, ana ve babasına iyilik etmesini öğütledik. Anası onu zahmetle taşır, zahmetle doğurur. Ana karnında taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet olgunluk çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim, bana, anama ve babama verdiğin nimete şükretmeğe ve razı olacağın yararlı işler yapmağa beni yönelt. Benim soyumu ıslah et. Ben tövbe edip, sana teslim olanlardanım," demelidir.

Yaşlılığın limitini de ayetten alalım:

40 yaşı geçince kemikleşme başlıyor. 40 yaşına kadar ZİNDE ve anlayışlıyken, bundan sonra zalimlerden oluyor yaşlılar.

Gelin kaynana kavgaları, baba oğul kavgaları, töre cinayetleri ve hamıklık başlıyor.

Allah ayette diyor ki;

“Nihayet olgunluk çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim, bana, anama ve babama verdiğin nimete şükretmeğe ve razı olacağın yararlı işler yapmağa beni yönelt. Benim soyumu ıslah et. Ben tövbe edip, sana teslim olanlardanım," demelidir.”

Yani diyor ki,
40 yaşından sonra, bu kişiler: “Tevbe ettim, namaza başladım, hacı oldum, Hadisleri öğrendim vb.”

Mafya babası gibi babalar, birden dindar oluyorlar. Ama nasıl dindarlık?

Hayatında ilk kez keşfetmiş dini (yani hadisleri ve şeriatı). Mezheb taassubunu din sanmış. Camiye yardım yaparak cenneti hak ettiğine inanmış.

Özetle, 40 yaşında tevbe etmiş kişilerin haline bakınız.

Bu ayeti iyice ÖZÜMSEDİNİZ Mİ? Hatta yaşadınız mı, canlı bir film gibi.

<> 46(Ahkaf)/15; Biz insana, ana ve babasına iyilik etmesini öğütledik. Anası onu zahmetle taşır, zahmetle doğurur. Ana karnında taşınması ile sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet olgunluk çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim, bana, anama ve babama verdiğin nimete şükretmeğe ve razı olacağın yararlı işler yapmağa beni yönelt. Benim soyumu ıslah et. Ben tövbe edip, sana teslim olanlardanım," demelidir.

40 yaşına kadar ÜF diyebilirsiniz >>> Tartışıyorsunuz çünkü;
birbirinizi bıçaklamıyor, terbiyesizlik etmiyorsunuz.

“Baba, anne, siz işi yanlış biliyorsunuz; bırakalım bu sütüm haram olsun, emeğim haram olsun ağızlarını.”

“Baba, anne, ben eve bir bilgisayar almak istiyorum; bunu bana Allah gönderdi. Sen niçin istemiyorsun?”

“O zaman bilgisayarını da al, pılını pırtını topla ve git bu evden!”

“Anası onu zahmetle taşır, zahmetle doğurur.”
“Anası onu zahmetle taşır, zahmetle doğurur.”

Amaaaaa,

“Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı verecek şeyi pek severler. Ağızlarından nefret ve öfke taşmaktadır.Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür.Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir.”

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.

“Sizi sarpa sardırıp perişan etmekten çekinmezler. Size sıkıntı verecek şeyi pek severler. Ağızlarından nefret ve öfke taşmaktadır.Göğüslerinin saklamakta olduğu ise daha büyüktür.Eğer aklınızı işletirseniz Allah size ayetlerini açık-seçik göstermiştir.”

<> 3/119; Siz öyle kişilersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz.

NEREYE kadar? Ya da örneğimiz kim? Kur'an'dan örnek arayalım.

<> 29(Ankebut)/8; Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.

<> Babasına...

Evet (İbrahim atamız da sana yar ola) babasına.

Dayağa karşı İbrahim atamız ne yaptı 10-12 yaşındayken? 10-13 yaşları arasında???

ÜF demedi
ama
öyle bir şeyler yaptı ki,
kuantum tüneli
bir rahmetle geldi,
bir geldi, pir geldi.

Candaşımız da
annesine (veya babasına)
İBRAHİM olmalıdır,
o ahlakla PROTEST olmalıdır (Hanif).

<> 21(Enbiya)/52; O, babasına ve kavmine : Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.

<> 26(Şuara)/70; Hani babasına ve toplumuna söyle demişti: Siz neye ibadet ediyorsunuz?

<> 21(Enbiya)/69; Biz de şöyle dedik: Ey ateş, İbrahim'e serin ol, selam ol!

<> 60(Mümtehine)/4; İbrahim'le, beraberinde olanlar da sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz sizden de Allah dışında ki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır." Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: "Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimi>>

“Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!”

“Biz de şöyle dedik: Ey ateş, İbrahim'e serin ol, selam ol!”

Allah'ımız, İbrahim'in
HANİF KURGUSUNUN FORMATLAMASINI kabul etmiştir.
Babasını, kafir komşu ve akrabalarını kurtarmasını değil!

Bu, ADL olan Allah'a yakışmazdı. (NUH'un büyük oğlunu anımsayınız.)
Yani “Kendisinden başkası” için geçmişte hiçbir ricasını kabul etmemiştir Allah.

İbrahim sebebini sorunca (50 sayfa indirilmiştir), Allah şöyle buyurdu:

“İndirdiğim kitabda, Kema barekte. ile senin tüm soyuna peygamberler vereceğim ki, bu haksızlık olmasın diye. Senin yolundan giden ve kan bağın olmayan, kıyamete kadar çıkacak tüm Haniflere de, MİLLETİN olarak dualarını kabul edeceğim. Ama baban ve diğer putperest akrabaların için benden sakın Af dileme. Rabbin seni dost edinmiştir, Azer'i (babası) değil!”

Şahidin gözleri o kitabı okudu.
Ana kitaptan indirilmiştir aslı,
tahrif ve tahrib yoktur,
orijinaldir.

Şahidin gözlerine kurban olurum!
Eş-ŞEHİD'e.

Candaş gitmiş, sorusu yanıtlanmamış halen :((

Gerçekten çok gevezeyim,
biri beni tutsun!

Evine bilgisayar gitti, geri çevrildi.
Birisi onun üf diyemediklerini tutsa.

Son 25 dakika,
çünkü gerçekten 01.00'de işim var.
(Yine chat.)

25 dk’ya daha ne kadar bilgi sığar! (Kesin bilgi Kur'an'dır ve Allah katındadır.)

<> Bakara 102'de, neden “şeytanlardan öğreniyorlar”?

Kur'an okumayı, dinlenmeye yeğlerim.
ZigZag'a da Kur'an okuyorum.
Dünki chat verimsizdi,
bir telefon ve gidip gelenler trafiği vardı. Bugün sanırım verimli oldu.

<> “. Senin tüm soyuna peygamberler vereceğim ki bu haksızlık olmasın diye.”
<> Haksızlığı açmanız mümkün mü?

Şimdi,
ÇOCUKLARI (zürriyeti),
yani kanbağı olanlar,
İbrahim Gen'ini taşıyanlar için hayırlı evlat geliyor;

yani peygamberler. (Saymakla bitmez, Kur'an’da verilenin üç katı kadar daha geldi.)

Ve kan bağı olmayan ne yapsın? İşte ona da İbrahim Barik'i olan MİH verdi Allah!

Mih'den elçi çıkmadı. Ama İbrahim soyundan (Taa İsa'ya kadar. Efendimize kadar.) peygamber çıktı.

Dolayısıyla,
soyundan olmayan (Kavminden ve aşiretinden olmayan => ben, sen, bizler)
daha büyük bir ödül kazandık.

Çünkü,
Efendimiz dahil
Musa, Süleyman, Davud vb,,
HANİF SAYISI kaç???????
Efendimiz dahil diyorum?

Bu kadar peygamberden sadece MÜSLÜMAN çıktı,  H A N İ F kaç tane ????????????????????????????????????

Biz daha şanslıyız.
Peygamber değiliz ammaaaaa
ondan daha dereceli olan
MİH'iz.
Allah'ın dost edindiği istisnayız.

<> 22(Hac)/78; Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O!

“resul sizin üzerinize bir tanık olsun,”
“resul sizin üzerinize bir tanık olsun,”

<snow_zip> RUM-030 (Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine,
Allah insanlari hangi fitrat üzere yaratmis ise ona çevir. Allah'in
yaratisinda degisme yoktur. Iste dosdogru din budur; fakat
insanlarin çogu bilmezler.

Rasul mü,
yoksa Resul mü,
dikkat ediniz!!!

<> 22(Hac)/78; Ve cahidu fillahi hakka cihadil hüvectebüküm ve ma ceale aleyküm fid dıni min harac millete ebıküm ibrahım hüve semmakümül müslimıne min kablü ve fı haza lı yekuner rasulü şehıden aleyküm ve ketunu şühedae alen nas fe ekıymüs salate ve atüz zekate va'tesımu billah hüve mevlaküm fe nı'mel mevla ve nı'men nesıyr

Evet ;)

“rasulü şehıden”
“rasulü şehıden”
“rasulü şehıden”

Bunu efendimize yamadı mealciler.

Bir kere AYET  G E L E C E Ğ E  sesleniyor: “Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin.”

Bu konuda özellikle Millenium ile 310 yıl sonrası arasından söz ediliyor.

HANİFLİK bir seçimdir,
sen niyet edersin,
Allah da seçicidir.

İbrahim niyet etti, Allah seçti. (Diğer tüm peygamberler bunun tersi.) Allah'ın atadığı bir elçi değildir.
Bu yüzden HANİFLİK ile ayeti özdeşleştirin,
yani çağımızla ve bundan üç yy sonrasıyla.

“O sizi seçmiş”
“O sizi seçmiş”

“O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır.”
“ O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır.”

Kolay olanı seçin.
Günde 6 rekat namaz kılın.
Yüzüstü, yanüstü veya bu EVDE (site),
otururken Allah'ı anın. Geceleyin Kur'an okumaktayız (Ali İmran 113 gibi).
Kolayınıza geleni okuyunuz.
Su yoksa teyemmüm ediniz.
Yolculuğa çıktıysanız, bir tek rekat namaz kılınız veya
savaşta.

“O sizi seçmiş”

<> hüvectebüküm >> “O sizi seçmiş” değil “O size icabe etmiş (veya cevab vermiş)” anlamında olmalı.

Ali İmran 104 onun invite'ıdır. Yani Ali İmran 104'ü burayla birleştirebilirsin.

<> 3(Aliİmran)/104; İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır

<> “ ümmetün yed'une “

Sen AYRILMAZSAN => Allah'a bir adım atmazsan, Allah sana niçin icabet etsin? Öteki ayrıldığın grup gibi, Ehli kitab kafir müslüman olurduk (haşa).

Ama buradaki TAM anlamı vereyim candaşıma.

Sihirli kelime >>> VECİBE,
yani VACİB.
(Seçimin VACİB olması gibi.)

Allah'ımızın kendisine -haşa- üstlendiği vecibeler var.
Mesela, “Kulum benden razı olur mu?”
(Bu, bilmemek anlamında değil; amiyane bir örnektir) gibi.
Yani icbe(d) derken,
VaCiB olduğunu düşününüz.

“O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”

“Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”
“Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”

Bunu 7 bin yıldır uygulamamış
ve hatta bu ayetin inmesinden sonra 14 asır uygulamamış bilememiş kişilere niçin,

“Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”
“Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”
“Babanız İbrahim'in milletini esas alın.”

densin ki?

Orada İsa'ya, Mehdi'ye
ve Hanifliğin bu CORN'unu tutan bizlere hitap var.

Yol yordam gösteriliyor.
Ayetin muhatabı efendimizden çok biz oluyoruz.
Şüphesi olan var mı?

<> Efendimiz muhatab alsa idi ayeti,, ona “Hanif ol” diye emredilmezdi.

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”
“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”

Yukarıdaki ayete bakınız!
Bu efendimize mi,
yoksa
doğrudan SİZE mi?
Lütfen bakınız.

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”
“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”

Önceki kitap
KUR'AN,
yani 14 asır önce gelen.

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”
“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”
“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı.”

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun,”

<> Rasul size şahid olsun diye. ve siz de insanlara şahid olun diye.

<> Ya Rabbi sırtım ürperdi. Hamd olsun sana, sen affet, sen bağışla bizi, bizleri MİH olarak son nefese kadar sen muhafaza et. Sen koru.

Ayrıca sizleri ürpertecek bir sır daha:
“Kitabı teslim alanlar” diye bir cümle DAHA var.
Dikkat ediniz.
(Özellikle Arapça bilenler, iki anlamı da göreceksiniz.)

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun,”

Bizler Allah'ın emaneti Kur'an'ı teslim aldık ve Allah'a teslim ederiz. Hiçbir Allah'ın kulu, Kur’an’ın bu derinliklerine inmedi ve inemeyeCEK de. Bunu biz teslim aldık.

“Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun,”

Resul olsaydı,
Efendimiz teslim almış olurdu; ama  R A S U L  olunca,
İsa, Mehdi, herkes orada!

Kim bana “abartıyor ya da saptırıyorsun” diyebilir ki?

Cuma gününü tatil yapanlar mı? 14 yüzyıldır CUMA TATİL! Kur'an böyle mi okunur!

Kur'an bize teslim edildi, maaşlı imamlara değil,
4 mezheb imamına da değil!

Geleceğin ALAMETLERİ yazılı ayette:

“rasul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız.”
“rasul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız.”
“rasul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız.”

Adler de,
Mesih de,
Hızır da,
Yahya da,
Lokman da,
Üzeyr de.
Bunlar GEÇMİŞTEN GELECEĞE giden
elçiler.
Kimi RESUL
(Yahya gibi),
kimi de RASUL,
neyin üzerine ŞAHİT tutuluyor?
Bunlardan ikisini tanıdınız mı?

MİSAK ELÇİSİ!
Yani halef ve selef iki elçi.
Bunu açık ve net olarak AYETTE okudunuz mu?

“Oku”mak çok önemli.
Mübalağa ve ilzam mı yapıyorum?
Zorla mı yakıştırıyorum?

Ama bu ayetler,
tıpkı Haccın üç-dört ay olduğu,
namazın iki rekat olduğu,
Cuma'nın tatil olMAdığı gibi
AÇIKÇA yazılı.
Açık bir kitabı 14 yy’dır okumuyormuşuz!

Efendimiz RASUL değildir,
bunu ayırt edelim.
(Enbiya'dandır, yani Resuldür.)
(Örnek ayet => Hatemül Enbiya. gibi.)

Ters gelen nokta var mı,
şu yukarıdaki ayette;
yani benim çarpıttığımı, sürüklediğimi söyleyebilirler mi?

<> Resulullah ss, Allah'ın risaletini açıklayamaz/anlatamaz. O'nun risaletini ancak alimler anlatabilir.

Yani >>> MÜRSELLER. (Risale/broşür kitap üretenler, e-book dahil.)

<> 33(Ahzab)/40; Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinizin babası değildir; O, Allah'ın resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah herşeyi gereğince biliyor.

<> 35(Fatır)/32; Sonra biz, o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan da nefislerine zulmeden var; orta giden yolu tutan var; Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük lütuf odur.

<> 35(Fatır)/32; Sümme evrasnel kitabellezınestafeyna min ıbadina fe minhüm zalimül li nefsih ve minhüm muktesıdve minhüm sabikum bil hayrati bi iznillah zalike hüvel fadlül kebır

<> 33/40’de; “Muhammed, sizin erkeklerinizden” DEĞİL “rajalarınızdan” (erkek/kadın).

Arapçasında,
Hafif müslümanlar da anlatılmış :)

Ama sanki siz ortayolcu olun gibi bir anlam yüklemiş müfessir.
Oysa onlar ASKER KAÇAĞI.
Yani ortacıları özendirmiyor Allah!

1. HADİSÇİLER >>> Onlardan da nefislerine zulmeden var.
2. HAFİFLER >>> Orta giden yolu tutan var (ki bunlar da cennete gidecek).
3. HANİFLER (sabıkun mukarrebun sırrı).

“Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük lütuf odur.”
“Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük lütuf odur.”
“Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük lütuf odur.”

İleri geçenleri hatırladınız mı?
Mukarrebunlar ve sabukunlular.

Evet biz EŞİDİZ.

Bu arada,
Hadis-Hafif-Hanif
üçlüsünü RESMEN
fark ettiniz mi?

<> Ashab-ı Meymene

Hafif müslümanlar SAĞCI'dır CENNET'e.

<> Ashab-ı Meş'eme

Hadis müslümanlar solcudur, Cehennem’e.

Bir de sağa sola sapmadan dimdik ileri geçenler var. Onları da Vakıa suresi anlatıyor. Bilin bakalım bunlar kimler?

<> İşte bunlardır, önde gidenler, bunlardır yaklaştırılanlar.

<> “ulaikel mukarrebun”

;)

<> 56(Vakıa)/
<> 10; Önde, en öne geçenler, işte o ileride olanlar!
<> 11,12; Naim cennetlerinde (Allah'a) yakın olanlardır.
<> 13; Çoğu öncekilerden,
<> 14; biraz da sonrakilerden,
<> 15; cevherlerle işlenmiş tahtlar üstünde,
<> 16; karşı karşıya kurulmuşlar.

Sağı solu bırakıp,
ileri (öne, yukarıya) gidiniz .
HANİF yolun adresi budur!
:)

Vakıa'nın devamını yazar mısınız, 17'den itibaren?

<> 56(Vakıa)/
<> 17; Gencecik uşaklar dolanır çevrelerinde. Sürekli hizmete adanmışlardır.
<> 18; Sürahiler, ibrikler ve öz kaynağından içkilerle doldurulmuş kadehler eşliğinde.
<> 19; Ne başları döner ondan ne de akılları karışır.
<> 20; Ve meyvalar, gönüllerince seçtiklerinden.
<> 21; Ve kuş eti iştahlarınca beğendiklerinden.
<> 22; Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü,
<> 23; Titizlikle korunan inciler misali;
<> 24; Yaptıklraına karşılık olarak.
<> 25; Ne boş bir laf işitirler orada ne de günaha sokacak bir şey.
<> 26; Sadece "selam,selam!" denir.

Sadece "selam,selam!"
Sadece "selam,selam!"
Sadece "selam,selam!"

der ve gider geronimo, öteki “EV/SİTE”ye.