Slm Slm

24 Mayıs 2004 tarihli chat:

 

[ euzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim ]

 

selam selam candaşlar hoşbuluştuk

Sizi beklettim ama arada bir benim de insan zaaflarım tutuyor, dilerim Allah nefsimi terbii eder. Bazen ben de isyankar oluyorum, bazen frenim tutmuyor. Bugün öyle bir gündü..

Şeytandan Allah'a sığınıyor ve başlıyorum. Vira bismillah…
sorularınızı alabilir miyim?

<> 39(Zümer)/42; Allahü yeteveffel enfüse hıyne mevtiha velletı lem temüt fı menamiha fe yümsikülletı kada aleyhel mevte ve yürsilül uhra ila ecelim müsemma inne fı zalike le ayatil li kavmiy yetefekkerun

<> 39(Zümer)/42; Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

<> 39(Zümer)/42; Allah, tewef(faa) eder, el enfüsü/nefisleri, mewtleri durumunda/halinde, ve mewt olmayanları, uykularında (menaami); o halde meskeder (maskeler/tutar), üzerine el mewt qaDaa/kaza edileni; ve resleder (gönderir), el uhraayı, müsemmaa bir ecel üzere. Şüphesiz bunda, ayetler vardır, tefekkür eden bir qawim için.

Karadelik nedir?

Şudur: Evrende (normal alanda) anormal olan bir GEÇİT, ve bizler bir RÜYADAYIZ. (Şu yaşadığımız 25 yıl veya 144 yıl veya Ashabı Kehf gibi 300 yıl.) Bu evren bir rüyadan ibaret. Rüyalar kısa olur, ÖMÜR gibi; gerçek HAYAT/yaşam ise ebedidir.

Ömrümüzün de bir karadeliği var:  U   Y   K   U . Büyük kıyamet, evrensel Doom Day (Big crunch). Küçük kıyamet ise ÖLÜM.

Bundan daha küçük bir kıyamet daha var: U   Y   K   U . Yani 24 saatte ortalama 8 saat ÖLÜYÜZ! Bu önbilgiye bakınız, sonra da dönüp ayeti yeniden okuyunuz ltf.

“Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
“Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”
“Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

Şöyle düşününüz: Her gün 8 saat (veya uyuduğumuz süre)  Ö L Ü Y Ü Z ! Bu en küçük kıyamet. Bir büyüğü ÖLÜM ile gelen kıyamet. Ama bu NEFSİN iptali olan ölüm. Evren devam ediyor...

Ve en en en büyük kıyamet >>> Evrenin ve tüm nefslerin külliyen birlikte/beraber ölümü. Bu ÜÇ KIYAMETİ anlatabildim mi??

Şimdi KARADELİK olayını bir daha anlayalım: UYKU süresi bir karadeliktir >>> GÜNLÜK ÖLÜM. (Her gün uyuyarak ölürüz ve dirilerek uyanırız.)

Ömrümüzün üçte-biri ölerek geçer: 75 yıllık ÖMRÜMÜZDE, 25 yıl ÖLÜM HALİYLE geçer, 50 yılı yaşamışızdır. “75 yıl yaşadım” diyenler aslında 25 yıl ölü, 50 yıl diri olduklarını belirtiyorlar. (Kemikli kemiksiz veya brüt-net dediğimiz.)

Ömür kısıtlı, yani sonsuzluğun ya da sonsuz ömür olan  H A Y A T 'ın sadece sonsuzda-biri gibi. Cennet ve cehennemde S O N S U Z yaşayacağız ve HİÇ ÖLMEYECEĞİZ! Cennet ve cehennemde ne uyku ne de ölmek var! (Sırayla Arapçasından TEFSİR yapıyorum.)

Pekiyi UYKU nedir? "Yukarıdan => Levh'den programlanmaktır." Sibernetik evrende yaşayan varlıklarız.

Ruh denen asli unsur doğrudan “Binary=>DiGit”tir. NUN (N harfi) NOKTA (Arapçası nukta) yani  S I F I R D I R . NUN >>> SIFIR(.) KALEM >>> 1’dir.

Kalem NUN >>> Noktaları yazar. Kalem Allah'a şirk değildir. Allah ise ELİFLERİ yazar. Eğer Allah yazmasa, sırf kalem yazsaydı, nun/nutka . . . . . . . hep bunu yazacaktı. Yani sıfıra sıfır elde var sıfır.

Latince yazarsak 000000000000000. Bu da aynı zamanda Külli ŞEY*in idi; sonsuz tane sıfır (külliyen sıfırlar) ŞEY*indir, hiçbir şeydir. (İleride None nome veya NO-NOME veya NONOM matematiğine değineceğiz inş.)

Demek ki "NUN-KALEM ve yazdıklarına and olsun..." dediğimizde sadece Külli şey'in var...

Onun işlevi olması için kalem dışında kalemi YED'inde tutan ALLAH İRADESİ gerekir; o zaman 100101010010101 gibi "NONOM olmayan ama BİNOME veya daha doğrusu ANTİNOME olan açılımlar ortaya çıkar, buraya kadar anlatabildim mi?

Buna DİGİT (Dİ=>2’li GİT=>Rakam, sayı) deniyor (Digital gibi).

Her bir NUN >>> UYKU molası gibidir. (Ağır gitmemin nedeni arapça mealinden yukarıdan aşağıya okumaktan kaynaklanıyor.)

“enfüse hıyne mevtiha”

Enfüse >>> Nefsleri. İlk anlamı bu. İkinci anlamı ise SÜBJEKTİF demek. (Bunun tersi olan Objektif ise AFAK kelimesidir, anlamı ufuk+lar.)

Burada NEFSİN ölümü diye düşünmeyiniz. SÜBJEKTİF (nesnel olmayan öznel, soyut) ölüm diye düşününüz. MEWT lügatlarda daima ÖLÜM diye çevrilir (Mevta gibi), oysa VADESİ tamamlanmış demek, yani bir ÖLÜM kelimesi de yok.

Nasıl ki tesettür ve müddesir birbiriyle ilintiliyse, Mewt ve VADE kelimesi de aynı bağlamda ilintilidir. Tesettür örtüyü, Müddesir ise KOZA örmeyi, fetus halini vb açıklar. (Grekçesi Metamorphos.)

MEWT kelimesi de VEDUD ismiyle bağlantılıdır (meSTuR ve müdDeSiR gibi). (T ve D harfleri sizleri şaşırtmasın, “Hans yanlış biliyor” demeyesiniz diye ayrıntılıyorum.)

Koza süresi (Kehf uykusu vb) ya da sizlerin bir şekilde değişim geçirmesi anlamındaki koza... (Kozayı iyice anlamak için MÜDDESİR SURESİ ilk ayete bakınız.) (Efendimiz bir DEĞİŞİM /Metamorfolojik süreç geçirmekte, tırtıl iken -adeta- kelebek olmaktadır.)

<> 74(Müddesir)/1; Ey bürünen (Müddessir)
<> 74(Müddesir)/1; Ya eyyuhel muddessiru

Yani üzerine bir şeyler örtmüyor. (SeTR halinde değil.) “Beni ört” diye eşi Hatice anamıza söylemesi sadece bir söylencedir/hadistir. Gerçekte efendimiz NEBİLİKTEN RESULLÜĞE geçme sürecini müdDeSiR olarak yaşamaktadır.

Yani “ya eyyühel Müttesirü” değil “Müddesirü”...

Şimdi yeniden alt alta koyarak bakacağım:

<> 39(Zümer)/42; Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

Allah NEFSİ (Canları değil) ÖMRÜNÜN vadesinin sonunda alır. Henüz vadesi gelmemişler ise uyku süresince ÖLÜDÜRLER. (Mewt hali=Ğafl diye düşünün.)

İnsan dolayısıyla her gün (ortalama 8 saat) ölüdür. LEVH tarafından programlanmaktadır. Bu bizlerin objektif ölümü değil, ayette yazıldığı gibi SÜBJEKTİF ölümüdür. (Sübje=Enfus >>> NeFS kökünden.)

Çünkü ölüm halinde beden çürürken, uyku halinde tam tersine DİRİLİR, DİNGİN kalkar, organizma, metabolizma yenilenir. Bu da bizlerin YENİLENMESİ, yeniden şarj edilerek (ve elbette programlanmış da olarak) yaşama İADESİDİR.

Gelelim şu noktaya:

“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”

Bizler -daha önce de yazdığım gibi- UYKU dışında iki dinamik alana sahibiz: Bu iki alan dünya (evren) 2 boyutlu yüzeyinde ÇAKIŞIKTIR, yani tastamam birbirine bindirilmiştir. Bunu ayırt bile edemeyiz.

Ne var ki,  U Y K U  halinde dünya evren enerjisini temsil eden Q >>> ELEKTRİK ALAN yine yatay düzlemde kalır iken ÜÇÜNCÜ yani görünmeyen Z boyutuna doğru bu elektrik alana DİK bir dipole ile  M A G N E T İ K  alan ayrışır.

İkisi birbirine dipole (çift kutuplu) ve tam dikgen olurlar:

“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”

Yani uyku sırasında bedenden (elektrik yatay düzlemden, dünya/evren düzleminden) ayrılan ve YUKARI giden yatay x ve y düzleminden (ki elektrik alan) z ekseniyle DİKGEN (ki magnetik alan) olarak ayrışılır.

Şimdi bir somut örnek verelim, Philadelphia deneyini anımsayınız:

1. Bir DEMİR gemiye yüksek elektrik alan verilir. (Bir kentin tüm elektriği gibi.)

2. Bu elektrik alan ARAÇTIR; amaç MAGNETİK ALANDIR. Her elektrik alanı buna D İ K G E N gelen bir  e ş d e ğ e r i  magnetik alan kuşatır, ki bu DİKGENDİR.

Yani elektrik alan burada sadece Magnetik alan denen büyülü gücü oluşturmak için bir ARACIDIR. Amaç bu magnetik alanı-ammaaa illa ki DİKGEN/dipole olarak oluşturmaktır.

3. Dipole esnasında elektrik alandaki DALGA (ki yatay) ve buna dikgen gelen eşiti magnetik DALGA, ikisi birbirlerine KARIN noktalarında EN UZAK, fakat DÜĞÜM noktalarında TEK NOKTADA BİTİŞİKTİRLER.

Uyku halinde işte bu dipole oluşmaktadır. Biz yatakta (ki bu world sheet veya world membran’dır) uyurken, yani ceset olarak uyurken, ÖTEKİ dikgen biçimde "Yukarı" yani Z dikmesi olan ÇAPA geçer.

Bu demektir ki siz yatayda (yatakta) uyurken sizin BİLİNCİNİZ özgür olarak atmosfer dışına çıkmaktadır. (Tamamlayıcı bilgiler için amplitude vb bilgilerine bakınız.)

Somut örneğimize dönelim:

Philadelphia mürettebatı denekler UYKU halinin önlenemez bir biçimine şahit olurlar. Kendileri YERDEDİR (elektrik=Cesetleri) fakat öteki magnetik bedenleri öyle bir amplitude (genlik) oluşturmuştur ki ATMOSFERİN dışına çıkmışlardır.

4. Atmosfer dışı için "Göğe şıhab atmalar kıldık.... Ğöğü şıhabla taşlanan şeytandan koruduk" ayetlerine baktığınızda, Kur'an'da şu ipucu  vardır:

MELEYİ ALA ve Cin suresindeki “Biz gökte birtakım mevkiilere yerleşirdik. Ancak daha sonra yakıcı şıhablar ile oradan kovulduk”. Ayrıca Hadid suresinde DEMİR'DE BİR ŞİDDET (Aşırı magnetik alan hali) vardır ayetine de bakabilirsiniz (tamamlayıcıdır).

5.Philadelpia denekleri bu  U Y K U  benzeri halde öyle bir magnetik alan DİKGENİNE yükselmişlerdir ki orası artık ayetteki korunmuş tavan değildir.

Şıhabların (kozmik primer ışınların) bombardıman ettiği ÜST atmosferdir. Denek magnetik beden olarak oraya gitmiştir ve ona bir şıhab isabet etmiştir. Denek bu durumda spontanous yanmaya başlar, yani yerde cesedi kendiliğinden ALEV alır.

Bu bildiğimiz bir kömürleşme değildir. Bedeni bir litre benzin gibi hiçbir iz bırakmadan yok eder. Geriye belki birkaç düğme kalmıştır...

Bu somut örnekten (aslında experiment'ten) soyut günlük yaşama dönelim:

“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”
“Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerimi alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir.”

Böylece kendiliğinden yananların sırrı da ortaya çıkıyor. Ve de cinlerin nasıl MERDUT (marid) edildiği sırrı da... Şıhabların ve Melei Ala'nın işlevi de...

Biz her gece soyut bir biçimde dikgen magnetik alana çıkarız. Yani düğüm noktalarından cesedimiz ile bitişik, fakat karın noktasında en uzağız. (Gümüşi kordonu anımsayınız. Gümüş kordon KARINDAN karına giden bir KURTÇUK deliği gibidir.) (Ayrıca karın ve düğüm ile ilgili verileri belki WEB'de bulabilirsiniz. Özellikle Dipole konusunda.)

6. Elektrik alan açılan dört boyuttan biridir.

Ama magnetik alan öyle bir yerdedir ki; açılmamış kıvrılı kalmış ve Kuantum tünel süreci ve/veya worm-corn Hole/mini sur borucukları dediğimiz planck sabitinin limitinde ve içeride bulunur.

Elektrik alan somut ve dışarıda iken magnetik alan esrarengiz, soyut ve TÜNEL'in tam ağzındadır. Yani 11 boyuttan açılmamış kıvrılı kalmış 7 boyutun bize en en en en yakını olan beşinci boyut bu MAGNETİK alandır.

Tünelin tam ağzında helis çizerek bekler. Eğer işbaşına geçecekse (magnetik aşırı haller) oradan bir tünel uzanır ve işlevini yapar. Mesela bir kg radyoaktif maddenin her iki atomundan birini yutar (Enerjiye çevirir) ki buna da YARILANMA süreci veya yarıömür diyoruz.

Demek ki magnetik aşırı hallerde quantum tünelini bize uzanmak zorunda bırakıyoruz, yani biz gökteyiz veya tersine GÖK yerde...

Bunun bir başka kanıtı da şudur: Eğer şıhab GÖĞE kadar dikgen genlikte ulaşmış birini  U Y K U  halinde yakalayamazsa, şıhab işlevini sürdürür: Ateştop yıldırım denen bir biçimde o kişiyi kovalar.

Yani ateştop fazına geçen şıhab bilinçli olarak kovalıyormuş gibi  U Y K U  modundaki kişi/kimsenin peşine düşer. O ateştop falan değildir, yıldırım da değildir, sadece kuantum tünelinin AĞZI'dır.

Yine paranormallere mi girdik? Sıkıldınız değil mi? Zaten bildiğiniz konulardı. Tekrarlamış oldum. Veya ayetin TEFSİRİNİ yapmış oldum.

<> Melekle yakın olduğumuz nokta da bu kesişim noktası mı oluyor acaba, yatay ve dikgen, düzlemlerin kesiştiği?

Evet bu nokta. Bedensiz astronomi, astral vizyon veya astral projeksiyon dediğimiz OOBE halinin veya haşyet+vecd içindeki (mesela Piri reis haritalarındaki mini mir'ac'ın) sırrını da açıklıyor.

Yani Kur'an'da HEPSİ VAR!

Yok diyen KÖRDÜR. Bu kutsal kör olan Maktum'un körlüğü amalığı değildir. Gözlerine mil çekilmişliktir. Kutsal değil rezil körlüktür.

Oysa BİZDEN BAZILARIMIZ böyle körlerin, yani Maktum'un gözleriyle görmekteyiz. Onun görmesi gerekenlere ŞEHİDİZ=>Şahidiz. İbni Maktum eğer kör olmasaydı, bizden bazıları "Ben oradaydım" demezdi...

Gözü açık olan Efendimiz ve konuğu Ebu Süfyan'ın gözleriyle görmeyiz. Ama ŞEHİDLİĞİ tadan kişiler MAKTUM'un gözleriyle GÖREN şahitler olurlar...

Belki yadırgadınız önceleri... Ama şu kelimeyi hatırlayınız: "Ben oradaydım, şahidin gözleri gördü" dedim... Ve Abese suresini öyle derin anlattım ki... Hatırlayınız.. Çünkü oradaydım.

Ama bu efendimizi görmek değil, MAKTUM'un GÖZLERİ olmak anlamındaydı. Veya en doğrusu “ŞAHİDİN GÖZLERİ:::” (Şahidin kendisi DEĞİL, Şahidin GÖZLERİ, dikkatle ayırınız ltf.)

O gün yadırgamıştınız eminim, ama bugün bu ayetle anlamış oluyoruz ki, iki karın noktasında EN UZAK olan, aynı zamanda iki düğüm noktasında TEK'dir. Şahidin gözleri işte budur, aramızda asırlar var ama zamanın hiç olmadığı LEVHİ MAHFUZ'da şahidin gözleri görür.

Bundan daha büyük makam ise MİSAK'ın GÖZLERİDİR! (Bu treni kaçırdım :((

<> ALLAH! bless you.. Amin

Hepimizi korusun ve kutsasın. Mutmain oldunuz mu?

Allah burada/orada zaten. Dualara hep ihtiyaç var. Çünkü Dabbe'nin bir sırrı daha vardır: O HEP YERALTINDA MEZARINDADIR.

Dikkat ediniz ki Dabbe için "İNSAN" kelimesi yerine (insan burada diri anlamında) sanki MEZAR EHLİYMİŞ GİBİ başka bir ima kullanılıyor. (Bunu hayvan, kurtçuk, mikroorganizma vb. sanıyorlar :))

Yani DABBE şehid olmuş ve mezarında hazır kişidir. Zombi falan değil elbette...

ŞEHİDLER ÖLMEZ Kİ. Bu yüzden Dabbe alametini Kur’an  BİR İNSAN biçiminden ziyade ŞEHİD (mezarında hazır) anlamında vermektedir: Dabbetül ARZ.

Hani derler ya "Kefenimi hazırladım" veya "Mezarımı satın aldım". Bu insan söylemi... Dabbe için bunu şöyle tevil ediniz: "Ben zaten mezarımdayım ey insanlar.”

“Pekiyi sen insan değil misin? Niye ey insanlar diyorsun?”

Yanıtım şu:  Ş E H İ D  kelimesine bakınız. Onlar da insan! Ama "The Deepest" insanlar. Onları yeryüzünde görmek mümkündür fakat onlar "undergound" insanlardır. Mahşerin şehidleridir.

Bu yüzden Dabbe kelimesinin geçtiği ayetlerdeki tarz sizi şaşırtmasın. Dabbe de insandır, şehiddir, şehidler de insandır. Var mı aksini söyleyecek olan???

<> 2(Bakara)/154; Allah yolunda öldürülenler için "ölüler" demeyin.Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız.

<> 2(Bakara)/154; Allah yolunda qatıl edilen kimse(ler) için "emwaali/ölüler" demeyin. Bel! (Onlar) "axyaaün/diriler"dir. Velakin şuur et(e)mezsiniz...

<> 8(Enfal)/2; Gerçek mü'minler ancak o mü'minlerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; karşılarında ayetleri okunduğu zaman, imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.

<> 8(Enfal)/2; Şüphesiz el müminler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman, kalbleri ürperir (wecilet); ve onlara O'nun ayetleri tilavet edildiği zaman, imanlarını ziyade eder; ve Rablerine tevekkül ederler.

Allah bu birlikteliği bozmasın -hepiniz adına amin-.

<> O kan grubu, dünden kalan konu?

Evet unuttum onu, bir candaşımız tam 33 kez sormuş bunu e-maillerde. Utancımdan onu gündeme almıştım. Ama bugün de unuttuk :(

Bunu Allah unutturdu ve Allah hatırlattı. Şeytandan Allah'a sığınarak başladık çünkü...

<> 16(Nahl)/127; Sabret! Senin sabrın da Allah'ın yardımıyladır. Onlar için tasalanma! Kurmakta oldukları tuzaklar yüzünden de telaşlanma!

<> 16(Nahl)/127; Sabret. Senin sabrın, ancak Allah iledir. Onlara hüzünlenme/üzülme. Mekreder olduklarına (karşı) zayq/endişe içinde olma.

Sağol, ayetlerde gerçekten şifa var. Birden abdest almış gibi serinledim, teşekkür. Elhamdülillilah.

( Bülbülü altın kafese koymuşlar.... illa da benim Milletim (mih) demiş. )

<> Allah’a emanet olun.

Allah El Emin'dir ve de EMAN.

Allah bizlerden razıdır. Ayetlerini bizden başka hiçbir güç, hiçbir zümre asla açıklayamaz. Bu bile Allah’ımızın rızası izin güvencedir.

<> 5(Maide)/119; Allah dedi: “İşte bu, sadıklara sadakatlerinin fayda vereceği gündür, onlara altından ırmaklar akar cennetler var, içlerinde kalmak üzere, orada haliddirler ebedi! Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allahdan razı, işte o fevzil azîm bu!

<> 9(Tevbe)/100; Sâbikunun evvelkileri, mühacirîn ve ensar ve ihsan ile onların ardınca gidenler, Allah onlardan razı oldu, onlar da Allahtan razı oldular. Ve onlara altlarında nehirler akar cennetler hazırladı, içlerinde kalmak üzere, orada haliddirler ebedi! Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allahdan razı, işte o fevzil azîm bu!

Hiçbir kimse, evren tarihinde, 5 milyar yıldır sistemimiz tarihinde, cin melek veya insan, hiçbir kimse Allah'ın ayetlerini asla açıklayamadı. Açıklasalardı HANİF kelimesiyle başlarlardı.

<> maşaallah la kuvvete illa billah

<> Ne mutlu HANİFİM diyen BİZ MİHlere

Ne mutlu gerçekten...

Ben pasifistim karar verdim :)

Rütbesiz er (private deniyor) 2500 dollar alıyor ayda... Zavallı mehmetçik, babası para göndersin diye bekliyor... :(((

<> Biz asker doğduk;)

Evet buna benzer bir haber okumuştum (WEB'de). Dünyada (Çin ve Kuzey Kore dahil) bir tek biz kaldık >>> PARASIZ ASKERLİK YAPAN.

Buna batılılar şaşırıyor. "Nasıl geçiniyorlar" diyorlar. "Babaları para gönderiyor, anneleri de merdivenleri siliyor" diyorum.

Hem askere al mehmedimi hem de "Ailesi baksın" de çık... AB'ye girince bu haksızlık bu zulüm biter.

Hazine aslında % 175; bunun 75'i MEMURLARın maaşı (Hele ki imamların), kalanın yarısı Savunma gideri, kalan ise ıvır zıvır; yani %175 çalışan ve matematiği altüst eden bir Arjantin, bir de Türkiye kaldı dünyada...

ÇÖZÜM:

1. 600 yeni İmam Hatip lisesi açılmalı.

2. Diyanet "Camiler yeter" demiş -terbiyesiz- daha on bin cami açılmalı.

Çözdük gitti...

<> 107(Maun)/
<> Gördün mü o, dini yalan sayanı?
<> İşte odur yetimi itip kakan;
<> Yoksulu doyurmayı özendirmez o.
<> Vay haline o namaz kılanların ki,
<> Namazlarından gaflet içindedir onlar!
<> Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.
<> Ve onlar, kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar.

Altın gümüş biriktirirler. Yuh be, benim bir nikah alyansım bile yok!

Haydi hoş-bye RZİ