Slm Slm

05 Ocak 2004 tarihli chat:

 

selam selam MİH

Şu anda aslında “Mucitlik üzerine çalışıyorum”, yani işbaşındayım.

Bu bir chat değildir, “biraz kaytardım”, hepsi bu :) Yani bir kaç dakika kalıp gideceğim.

Çünkü “Türk mühendisler” beni bekliyor, tam tekmil, bekletmek ayıp olur. (17 mühendise “DERS” vermek zorundayım. Ders ise iki dakika önce başladı.)

<> Havalar soğuyor, kendinize dikkat edin.

Benim soğuktan yana hiçbir endişem yok candaşım. TARZAN gibi soğuğa aşılıyım neredeyse. Hyperbodeal olmanın bu avantajları var...

<> Çarşamba görüşebilecek miyiz?

Elbette görüşeceğiz, Allah'ımız inşaa ederse, ben chatlere sizlerden daha fazla mecburum.

<> Son yazınızı okuduk, eklemek ve/veya açıklamak istedikleriniz var mı?

Mirc hakkındaki mi, yoksa OverWrite olan mı?

<> on air / on time ?

ON AİR bir yeni sayfanın kodudur. Etkinin tepkisidir.

<> Dr. Seçkiner Görgün kimdir? (Bugün Star TV’de olacakmış.)

Seçkiner??? Yabancı gelmedi ama tam çıkaramadım. Bir yerden duymuşluğum var sanki. Bildik biri ama çıkaramadım????? Vestel'den mi?

<> Buluşlarıyla olay yaratan adam.

Tamam hatırladım. Ben de okumuştum bir yerden, belki de grup yazılarından okudum!

<> Telefon ve tv'lerin kapsama alanını genişletmiş.

Çok ilginç. Onu dinlemek isterdim. Saat kaçta çıkacak?

<> 22:10’da
<> Türkiye'de ilk yapay kalbi icat etmiş.

Mekanik kalb daha önce yapılmıştı. Milyon kişi kullanıyor diye biliyorum.

<> Bilgisayarın kapasitesini adeta sonsuza çıkardı diyor gazete.

Bizim de amacımız bu, ama bunu Hintlilerle yapmaya çalışıyoruz.

<> KALP ve FUAD kelimeleri arasında ne gibi farklar var, kısa bir açıklama yaparmısınız?

Kalp mi, Kalb mi? Arapça Kalb mi?

<> Kalp.

KALEP >>> Sanskritçe >>> MATRİX veya KALIP almak demek.

Yine Fuad >>> Sanskritçe/Tibetçe >>> FOHAT.

Fohat'ı linklerden bulabilirsiniz. “Ölüler Kitabı”nda da var.

Fohat >>> Fayda/Yarar demek. (Müfid kelimesi gibi).

<> http://logos_endless_summer.tripod.com/esotericphilosopher/id56.html 
<> http://logos_endless_summer.tripod.com/esotericphilosopher/id56.html 

<> “Each atom breathes through Fohat.”  HPB.  “The Fifth Breath is the fifth of the five breaths (Vibrations) which brought life force into manifestation.”  Hilarion.

Fohat'a da MASON locaları sahip çıkmış :((((

Ezoterik öğretilerle ilgili hangi linke baksak bir piramit, mason gözü (Yahova'nın gözü) sembolleriyle karşılaşıyoruz. Her şeyi kendilerine tornistan etmişler.

Evet 21.00'e kadar KAYTARMAM resmileştirildi. :))

Kalb ve Fuad kelimelerinin hangi yönden ilgisini sordunuz candaş? (Arapça sözlük anlamlarını mı?)

<> Kur'an'da “kalp” diye çevirdikleri “fuad” kelimesini merak etmiştim?

<> 25(Furkan)/32; we qâle elledhîne keferû lew lâ nüzzile Aaleyhi el qur'Anü cümleten wâxıdeten kedhàlike li nüthebbite bihî füAdeke we rattelnâhu tertîlen

Fuad ya da en eski adıyla fohat, kalbin ferah alanı demektir. Allah, şahdamarından/aort'tan daha yakın. Ama Kalb mekanı ondan da GENİŞ.

Allah için kalb >>> en geniş damar/çap anlamında, Allah'ın tecelli ettiği gönül mekanı anlamında.

Kalbe kadar TÜNELLER'in (Damarlar diyelim) dışındayız. Ama KALB ile açılan bu Allah virtual mekanında İÇİNDEYİZ.

Allah'ımız:

1. Herşeyi İHATA eder. (Kuşatır.)
2. Herşeyi İSTİLA eder. (Nüfuz eder.)
3. Özel olarak ARŞ'ı İSTİVA eder.
4. Özel olarak Kalbi FUAD eder.

Kalb İÇ çekirdek; SADR (Göğüs, sine, kaburga diyelim) ise DIŞ ZARDIR.

Kalbinde arıza (Maraz) olmayanların dışı, sadr mekanı da genişler. Bu genişlemeye inşirah denir.

Kalbin genişlemesine de FUAD denir.

Aslında Kalb, Sadr=Sine gibi genişlemez. Kalbin genişlemesi >>> İÇ-DIŞ olması anlamına gelir. Yani işleviyle genişler, hacmıyla genişlemez.

Tabii burada kastettiğim “ALLAH MEKANI olan GÖNÜL mekanı”dır.

Tüm akıl-bilim nasıl ki bir kg beyin ile temsil ediliyorsa, tüm bunlar ve duygular da KALB ile temsil edilir. Yapay kalb takılsa bile, GÖNÜL MEKANI bundan etkilenmez.

<> Suptil duble olan soldaki kalb?

Bizlerin, CPT ilkesinin CP ikilemesine göre, bir de SUPTİL DUBLE'miz var.

O dubledeki anatomi atlasında KALP sağdadır. Barsak sistemi yoktur, bunun yerine bir nihayetsiz/sonuşmaz, metalik kordon benzerinde göbek bağı vardır.

Yine Suptil Duble'mizde, RAHİM yoktur, bunun yerine geçen RAHMAN organının adresi, Kaburga içinde ve diyafram üstünde görünmektedir. Bu bizim KALIBIMIZ >>> Kalbimizdir.

Suptil Duble ile ilgili çok deney yapıldı.

Şunu dikkatle izleyelim:

1. Sözde RUH çağırma seanslarına gelenler CİNLERDİR.

2. Cinler daima Media (aracı) kullanırlar, ki bu kimseler kesinlikle cinlenmişlerdir => Medium'durlar.

3. Kendini Ruh diye yutturan Cin, “Transmission” ya da media/mezzo olarak Medyumu işgal eder.

4. Medyumun ağzından, PERİSPERİ denen, örümcek ağı kıvamında, dokunma algısı veren bir fluid (seyyal) organik kirli beyaz bir maddeyi, medyumun ağzından dışarı alır.

(Suptil dublede bağırsak sistemi, kolon-anüs vb yoktur. Ağız ise vardır, tek çıkış yoludur.)

5. Çıkan madde tamamen bir KIVAMLI DOLGU maddesidir.

6. Bu maddeyi bizler de laboratuarda yapabiliriz:

a. Laser hologramı oluşturulur, ki hayalidir.

b. Ancak lazer demeti bir SINIR çizme özelliğine sahiptir. Yani ışıktan 3D bir görüntüye “Kıvamlı köpük” verip dondurursanız, görüntünün KALIBI alanmış olur.

7. Sözüm ona Ruh da bu kıvamlı köpüğü bizden almakta, dışarı akıtmakta -medyumun ağzından elbette-.

8. Sırada show vardır: Dışarı alınan “Kıvamlı köpük” ten, cinler için pek kolay olan Hallu-gram (Hallucination denen gramm) oluşturulur, ama bu görünmez.

Onu görünür kılmak için medyumun “Kıvamlı köpüğüne”, yani Matriks kalıbına ihtiyaç vardır.

9. Kurnaz cin, oradaki birinin (mesela dedesini soran bir katılımcının), dedesinin fotoğrafını, üç boyutlu olarak çizer. Bu görünmezdir.

Onu görünür yapacak olan, Medyumdan akarak dışarı gelen, Perisperi (Kıvamlı organik köpük) denen şekilsiz şeydir.

Bu, şey Laser ışığına duyarlıdır. Yani böyle seanslarda bildiğimiz ışık kullanılamaz, çünkü köpük şekillenmez. (Onun için hep mum ışığında ruh=cin çağrılır.)

10. Suptil duble bunun gibi bir şeydir.

İşin tuhafı, Medyumun kendisi de olduğu gibi dışarı taşınabilir. Yani Medyum'un içi boşaltılır ve dışarıdaki kendisine nakledilir.

Mesela, oturduğu yerde medyumun içinin boşaldığını, sadece “Hologramının” kaldığını, içeriğinin ise “ötedeki” kendi kalıbına (matriksine) dolduğunu görürsünüz.

Bu çoook ender de olsa vardır. Bir tür Demateryalizasyon, hatta bir tür kısa metrajlı ışınlama gibidir.

Boşalan bedenin yerinde kalan VARLIK ise, sadece, “Hollowman” filmindeki karakterin, su içinde şeffaf çizgi biçiminde görünür olması gibi, saydam çizgilere sahiptir:

Bu çizgilerde beden kalıbı aynı, fakat iç organlarda CP simetrisi vardır:

Kalb soldan sağa geçmiştir. Alın boşluğunda Nurani bir ışıma vardır. Boşaltım ve üreme sistemi yoktur. (Kirlian bedenimizde vardır halbuki...)

Göğüs bölgesinde, bir KEHF açıklığı dışında, sanki beherglas içindeki su gibi dolu görüntüsü verir. Ancak su gibi büyüteç/mercek etkisi yoktur. Görüntüyü cam gibi görürsünüz, arkasındaki nesneleri de görürsünüz.

Kemikler dahil tüm hücrelerimiz, Perisperi denen ÖZ maddeye dönüşebilir, zayii olabilir veya tersine bir başka yere taşınabilir.

Ne var ki, burada konu CİNLERDİR. :((((((

Yani olan bitenin Rahmani ruhsal bir tarafı yoktur. Rahmani olan sadece Suptile Double'mizin Allah tarafından yaratıldığıdır.

Tibet Lamaizminde ve Hinduizmde, KALB (matriks) kelimesi >>> KALIP demektir.

Kalb, bir şeyi bir başka şeye çevirmek (tekabül ettirmek, kalbettirmek). Hatta olumsuz anlamda KALB, para basanlara Kalpazan deniyor.

Soldaki kalbimiz yerine sibernetik bir kalb, yapay kalb takılsa bile, asıl işlevi gören Suptile Double'deki SAĞ TARAFTAKI kalb mekanıdır.

Yapay kalbin işlevi mekaniktir, yani mekanik bir pompa görevi görür. Ama CP Kalb dublesinin vibrasyonu olmakla birlikte mekanik hiçbir tarafı yoktur.

İşte bu duble kalbimizin titreşimlerine/impulslarına FOHAD denmektedir. Kur'an'daki karşılığı da FUAD'dır. Tamam mı??

...

<> Cehennemde azap sonsuz mudur? (Ateist, münafıklar için.) Sonsuza kadar sürecek mi yani?

Cehennem aslında İPTAL edilmesi gereken bir yapıya sahiptir. Eğer ŞEYTAN olmasaydı ve insandan şeytanlar olmasaydı, Cehennem, Siccin dahil, geçici olarak üst katları kapatılacaktı.

Şeytan'dan aşağısı ate-ateist değildir; çünkü onlar inanmadıkları herşeyi görmüş olacak ve inanacaklardır.

Şeytan imanlıdır, Allah'ı İNKAR etmez, TEK olduğunu da bilir. Yani Allah'a oğul yakıştıranlar veya Efendimizi -adını koymadan- ikinci bir tanrı ilan edenler, ŞEYTAN'DAN DA AŞAĞIDIR.

<> 8(Enfal)/48; Şeytan onlara, yaptıklarını süslü gösterip şöyle demişti: “Bugün size galip gelecek kimse yok, ben yanınızdayım.” Fakat iki topluluk yanyana gelince, iki topuğu üstüne çark edip şöyle dedi: “Ben sizden uzağım. Ben sizin görmediklerinizi görüyorum, ben Allah'tan korkarım. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”

Bunların tümü iman etselerdi veya olmasalardı, Cehennem yine kaçınılmaz olarak EBEDİ bölümler içerecekti.  M Ü N A F I K  ise, işte aslında EBEDİ cehennem bunlar için tutuşturulmuştur.

Şeytan, ateist, başka her dinden kafirler vb OLMASAYDI, bu kez sadece MÜNAFIKLAR için  e b e d i  cehennem FARZ olacaktı.

<> 4(Nisa)/145; Şu da bir gerçek ki münafıklar, ateşin en alt katındadırlar. Onlar için bir yardımcı asla bulamayacaksın.

KUR'AN SENİNLE KONUŞUYOR, anında bulduruyor kendini! TAM YERİNDE AYETİ yazıyorsun. Böylece benim ASLA nefsimden konuşmadığım, tüm sözlerimin sadece Allah kelamı olduğu sayende tescil oluyor.

<> Biz gibi canlı.

Üstelik Kur'an'da CANLILIK yanında, devasa bir özellik daha var:  Y A L A N  hiç yoktur Kur'an'da... :))))

Dolayısıyla benim sözlerimde de YALAN dışarlanmış oluyor.

Gönül rahatlığıyla, inanarak okuyunuz beni! Ben Kur'an'ım! Kur'an da ALLAH'IN KELAMI, KELİMESİ, SÖZÜDÜR!

O söz başımıza gelmiştir!

<> 4(Nisa)/87; Allah, O'ndan başka ilâhe yoktur. Gerçekleşmesi mutlak olan diriliş gününde sizleri biraraya toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?

 

[[ .. Chat Harici Dip/Ek Not Başı =>>

<> “ALLAH'tan daha doğru sözlü kim olabilir?”
<> “we men aSdequ minallâhi xadîthen”

<> “Kim hadîs olarak ALlâh'tan daha doğrudur?” ya da
<> “Kim bir hadîsi ALlâh'tan doğruladı?”

<> “Kim daha sadıktır Allah'tan hadisçe?”
<> “Kim bir hadîsi ALlâh'tan doğruladı?”

<> “we men asdaqu/asdaqa min ALlâhi xadîthen”
<> “asdaqa/asdaqu”;
<> “asdaqu” olursa isim cümlesi,
<> “asdaqa” olursa fiil cümlesi.

<> “Kim doğruladı, Allah'tan, bir hadis?” ya da
<> “Allah'tan bir hadis doğrulayan mı var?” gibi..

<<= Chat Harici Dip/Ek Not Sonu .. ]]

 

<> 52(Tur)/33,34; Yoksa, “onu uydurdu” mu diyorlar! Hayır, iman etmiyorlar. Eğer doğru sözlü iseler, onun benzeri bir hadis/söz getirsinler.

Evet, ayet benzeri bir HADİS bugüne kadar kimse yazamadı. Nasıl yazsınlar ki? Yukarıdan, aşağıdan, sağdan okuyorsun, digital/bineer vb...

Öyle bir yazacaksın ki, hem cinler, hem insanlar okuyacaklar. Öyle bir yazacaksın ki, Ademce/İdrisçe/Nuhça/İbrahimce, hepsi birden içinde olacak! Ve hepsi bir tek cümle olacak. (Kehf ve Rakim’i de tamam olacak.)

Nasıl yazarız bunun bir benzerini? Bu kese altın ile  satın alınan emevi abbasi hadis uydurmaları değil ki...

Bir bilmece düşünün (Kare bilmece), sadece soldan sağa ÇÖZDÜĞÜNÜZÜ düşünün. Tüm kareler dolmuş oluyor.

Bir de bakıyorsunuz ki, yukarıdan aşağıya kısmını çözmeniz gerekmiyor. Soldan sağa bölümündeki kelimelere hiç benzemeyen, yepyeni YUKARIDAIN AŞAĞIYA kelimeler görüyorsunuz.

<> Üstelik añlamlı kelimeler/cümleler.

Kur'an bundan da öte, ÇAPRAZ'ı da çözer (Yukarıdan sola, aşağıdan sağa gibi). Üstelik KÜB gibi üç boyutludur (KEHF=KÜB).

<> ka'b, cube, ka'be, kap, kafa, kep, kippa, kefe, küfe...

Evvvet, ders yarın 20.00'ye ertelenmiştir :) Yani servis aracı gelene kadar (24:00) buradayım.

<> 23 kişi olduk bu arada.

Zaten herkesi burada görünce, 17 kişiyi aştığımız anda, ders önceliği bize geçti. Engineer dostlarımız da anlayışlı insanlar.

<> slm slm

Salute et Salute
pardon salut & salut
ss herkese yeniden

Cehennemi anlatıyorduk: Temelli kimler kalacaktır diye.

Dedik ki: Cehennemin en altından itibaren, yani en azaplı katmanlar giderek yukarı tırmanır. Cehennemin en üstü ZEMHERİR soğuğudur. (Soğuk ile azap.) Allah'ın son günahkar müslim kulları da buradan Cennet'e alınır.

<> 76(İnsan)/13; Koltuklar üzerine yaslanarak otururlar orada. Ne güneş görürler orada, ne de kavurucu soğuk (zemherîren)...

Bunun altındaki Teslis yapan Hristiyan zümre “yukarı” geçer.

Onların boşalttığı katmana da Musevi kafirler terfii eder ve azapları oldukça hafiler.

Onların boşalttığı katmana da önceden hak dini olan sonradan bozulan Vedd ve diğer dört putun adının sayıldığı dinlerin mensupları çıkar.

Onların boşalttığı katmana da ateistler çıkar.

Ancak SİCCİN denen bir yer vardır ki, Şeytan ve ona uyanların sicillerinin tutulduğu bir yerdir. Siccin'den yukarı ÇIKIŞ yasaktır. Siccin tencere kapağı gibi kapatılmıştır.

<> 83(Mutaffifîn)/7,8,9; kellâ inne kitâbe el füccâri le fî siccînin , we mâ edràke mâ siccînun , kitâbün merqûmun

<> 83(Mutaffifîn)/7,8,9; Sakının; şüphesiz günâhkârların kitâbı Siccîn'dedir. Siccîn'in ne olduğunu idrâk ettin mi? Râkimlendirilmiş bir kitâptır.

Siccin'in altında ise, Siccinliler gibi (Cinden ve insandan şeytanlar gibi) EBEDİ kalacak olan >>>  M Ü N A F I K L A R  vardır.

Münafık kategorisine inanılmaz kişiler girmektedir: Politikacılar, çıkarcılar; Ali İmran suresindeki MEZHEB kurucuları ve yayıcıları; vergilerimizden MAAŞ alan islam papazlarımız.

Bir de Kur'an'da anlatılan Münafıklık -eğer tevbe etmezlerse- tanımı içinde yer alan suçlardan sorumlu olanlar >>> EBEDİYEN CEHENNEMDE kalmaktan başka, bir de AZAPLARI hafifletilmeyecektir.

<> 2(Bakara)/86; Onlar, ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden azapları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.

<> 3(Aliİmran)/105; Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.

Evet, mezheb savunucuları, dinlerinden çok mezhebi sevenlerin de hükmü MÜNAFIKLIKTIR.

İmam ne kadar tevbe ederse etsin, her ay gidip o maaşı alıyor ya, ömrü boyunca aynı suçu işliyor. Yani hem bize MÜSLÜMAN görünüyor, hem de DEĞİL. (Çünkü papazlık ve ruhbanlık İslamda ebediyen yasaktır/haramdır.)

Gözleri bir açılsaydı, gidip doğru dürüst bir iş bulur çalışırlardı, yan gelip ALTIN biriktirmezlerdi.

<> 9(Tevbe)/34; Ey inananlar, din bilginlerinin (axbâr) ve din adamlarının (ruhbân) çoğu halkın parasını hakketmeden yerler ve ALLAH'ın yolundan saptırırlar. Altın ve gümüşü yığıp ALLAH yolunda harcamayanlara acı bir azap müjdele.

Bu dini bozanların tamamı MÜNAFIKTIR, mesela Hadis uydurup, ayetlerin hükmünün yerine geçirenler. Dini siyasete alet edinerek, parti kuranlar e hükümet edenler. Meskenet damgası yiyenler!

<> 9/31-34 ahbâr bunlar. Hadîs ile âyeti neshedenler :(

Evet, Hadis ile Ayeti neshediyorlar. Veya akıllarınca istatistik yapıyorlar.

Mesela Cuma'nın tatil olması bir tek AYET ile yasaklıdır. Ama bunun tersine tam 511 (kimi tekrarlı rivayet) hadis de Cuma gününü TATİL yapıyor. Allah bire-511 KAYBEDİYOR...

<> 9/34'deki “ahbar ve ruhban” kelimelerini, “haham ve rahip” diye meal ederek yakayı kurtaracaklar.

Eğer bilselerdi bizim imam ve müezzinler, gidip Hristiyan olurlardı, ki daha az azap görsünler, eğer bilselerdi...

<> Baqart 2/180 âyeti, “Vârise vasıyet yoktur,” hadîsi ile neshedilmiş; ama vasıyyet de bulunmak makbûl sünnetmiş.

Evet, Bakara suresi aslında SURE+LER TOPLULUĞU, en karıştırılmış suredir! Öyle karıştırılmış ki, EN UZUN tutulmak zorunda kalınmış.

<> Arap çorbası olmuş / Arap saçına dönmüş :(

Ne “Elif Lam Mim/Zalikel kitabe...” bakara suresi içinde, ne de son suresi, bakara'dan değildir! Ki Bakara son ayeti çok severim. (Hepsini severim, tüm peygamberler gibi; fakat Bakara’nın son ayetinin bende anıları var.)

Sanırım çoğunuz onu biliyorsunuzdur. Mealen yazar mısınız?

<> 2(Bakara)/286; Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak, bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize, gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensiz bizim Mevlamız, kafirler kavmine karşı bize yardım et. 

Bu bile tek başına ayet değildir.

İlk cümle >>> Birinci ayet.

İkinci ayet >>> “Rabbimiz, eğer unutacak veya yanılacak olursak, bizi sorumlu tutma.”

Üçüncü ayet >>> “Ey Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme!”

Dördüncü sadece >>> “Bağışla bizi,”

Beşinci sadece >>> “mağfiret et bizi,”

Altıncı sadece >>> “rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız,”

YEDİNCİ de >>> “Alel Kavmil kafirun”a kadar olan devamı.

Sadece “vağfirlena” deseniz bile AYETTİR ve NAMAZ kıraatında kabul edilir. Çünkü ayetler uzunluğuna bakılmaz. AYRI AYRI zamanlarda, inişlerine göre A Y E T T İ R .

Bağışla bizi.. Mağfiret et bize.. İki gün arayla gelen iki ayrı ayettir!

Herhalde Cebrail ss'in İŞİ GÜCÜ VARDI DA kısa kesti diyemeyiz! Onun da sırrı var. Cebrail'in “TAHMİL ALEYNA”sıydı bu ayetler, taşıyamıyordu adeta...

Sanal yükü öyle ağırdı ki, bu surede ve bir de Ayetel Kürsi de (Tek başına ayettir, ama yine Bakara'da) efendimiz de çooook zorlandı. Ayetel Kürsi'yi okumaya ürkerdi, bu korkuyu tekrar yaşarım kaygısıyla...

Ayetel Kürsi, TEK BAŞINA bir SUREDİR ve yeri, aslında amme cüz'ü gibi sonlar olmalıydı. Onu da yazar mısınız ltf.

<> 2(Bakara)/255; Allah'tan başka ilah yok. Hayy'dır, Kayyum'dur. Ne gaflet yaklaşır O'na, ne kendinden geçme, ne de uyku. Göklerde ne var, yerde ne varsa yalnız O'nundur. O'nun huzurunda, bizzat O'nun izni olmadıkça, kim şefaat edebilir! O, insanların önden gönderdiklerini de bilir, arkada bıraktıklarını da!... İnsanlar, O'nun bilgisinden, bizzat kendisinin dilediği dışında, hiçbir şeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, gökleri ve yeri çepeçevre kuşatmıştır. Göklerin ve yerin korunması O'na hiç de zor gelmez. Aliyy'dir, Azim'dir.

Bunun arkasınmdan hemen İhlas suresi inmiştir.

“Allahu La ilahe illallahu” bölümü, doğrudan İbrahim Atamız'ındır.

<> “innenî berâün mimmâ ya~büdûne illâ ellezî fetara nî”

<> 43(Zuhruf)/26-27; we idh qâle ibràhîmü li ebîhi we qawmihî innenî berâün mimmâ yA'büdûne , illâ elledhî faTara nî fe innehu seyehdîne

<> 43(Zuhruf)/26-27; Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: “Ben, sizin kulluk ettiklerinizden beriyim/uzağım. Ancak beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir.”

Onun geldiği toplumda da benzeri (Brahmilerin Braho dili/Naduca) ifade vardır: “illeleba”. Samice “Aleluya” ve “Yalelli”. Ariaca “İla illeba”. Bunların tamamı “Aleluya song”tur.

Ninni kelimesi de aslında çocuklara okunmakla birlikte bir requem'dir. İngilizcedeki “Lulluby”.

Bütün bunlar Dİ+GİT bir zihnimiz olduğunun işaretidir. Çünkü kelimeler bize hep iki rakamlı şifreyi vermektedir >>> La İlahe İllallah gibi...

<> Zihnimiz de digital mi kodlama yapıyor?

Evet, bilgisayar gibi RAKİM'i digit; KEHF'i de HEKSAN (Hexan).

<> Hexadecimal ?

Evet ama biz 64 üzerinden HEKSAN diyoruz. Reml ile ilgisi var.

Yin Yang'ı kuşatan 64 anagram vardır. (Kore bayrağındaki temel dörtlü.) Yani digital sistem ile Heksan sisteminin bir farkı yoktur. Heksan’da sonsuzluk yerine 64 üst limiti vardır. 64'den bayağı bahsetmiştik.

Çay yok burada :( O benim yakıtımdır. Onun yerine su ile idare ediyorum. (Bu kadar kalacağımı ben de bilmiyordum. Termosa kor getirirdim.)

<> 56/28'de; “sidrin makhdhûdin”, çay değil mi?

Hasankaleli diyor ki: “Halis yoğurttan cennet ırmakları var.” (Onun yoğurt sevdalısı olduğunu herkes biliyor.)

<> İ.Hakkı :)

Ben Hasankaleli yerinde olsaydım, “Demli çaydan nehirler/çaylar akıyor,” derdim ;)

<> SİZİ çok çok seviyoruz, SİZSİZ hiçbir şey tad vermiyor.

Sevgi karşılıklıdır, ki ideal olan da bu. (56/28'i ben de isterim ltf...)

<> Tekrar yazılan tarih ile kazanılan Mehdinin zaferi hepimize kutlu olsun. Okudum ve çok duygulandım. (10624 nolu mesaj.)

Evet, teşekkür. AB ve 0 ihtimallerini yok ettim. A (WEMB) B (VAMP) kalmıştı. Şimdi sadece A var.

<> 02.01.04 önemli bir tarih, hem de çooooooook önemli.

Musevi Şirketler yerine Ortak Milletler ORDER aldı yerini... Gerisini Messiah halledecektir. Mighty'nin hallettiği ise İslam alemi çapındaki WEMB...

Sizden saklıyordum, AB durumundaydık. Bu da yenişememe demekti. Ancak Horasan birliği (Hori-Zone) Time-Timing yaparak zamanında Mighty'yi kurtardı.

<> Söylemiştiniz, 4 Kasımdı, “Centilmenlik anlaşması imzaladık,” demiştiniz.

O anlaşma Musevilerle ilgiliydi. Ama sözünü ettiğim, BİN SOPHİAN denen müslüman HORROR-ZONE ile ilgiliydi. Onlar hep galip gelmişlerdi. Fakat Satürn'ün yakın geçişiyle (diğeri 2304) ilk kez yenildiler.

Karasancak Uygur Türklerinin elindeymiş meğer! Horasan ise HORİ-ZONE bölgesiymiş. Siyeri Nebi'de “Horasandan çıkacak” denmişti. Şimdi onun anlamını biliyoruz. :)

<> Tokuz Oguz On Uygur değil mi?

<> http://members.chello.nl/mceylan1/uygur_devleti.htm

Siyonistler de bin Sophian'ın (Ebu Süfyan'ın geleceğe mal olmuş biçimi) destekçisiydiler. İslam WEMB'i içindeki yahudiler, yeniden Birobican'a (Birobidjan) sürgün edildiler.

Bunlar müslümanı müslümana kırdırmış ve kenardan seyretmişlerdi. Bin Süfyan'ı onlar kışkırtmış ve mali olarak desteklemişlerdi.

Fakat “Gemiyi delerek batıran Hızır örneği”, “Hori-Zone birliği 3200 şehid” de bu savaşı değiştirdiler. Aksi halde onları Çin yönetimi Japonlar'ın karşısına İLK birlik olarak çıkaracaktı ve gözgöre göre katlettirecekti.

Ancak tarihin seyrini Virtual-Vertical'den, Horizontal-Actual kıldık.

Zamanında İstanbul'un düşmemesi için de bir düşman birliğinin OverWrite'ını Gurdjieff (KMA) başarmıştı. Savaşı kazanacak (Bardağı taşıracak veya kazanı patlatacak) birlik, Kayıp ANZAC alayı idi.

İngilizler, o birliklerini, Çanakkale'de kaybettiler. Hiç değilse o genç çocuklar da ölmedi, üç asır zaman aştılar şimdi rahatlar!

Eskiden savaşlar CAN vermek içindi. Artık bu yok! Yani teknolojiyle kazanılacaktır.

Bu Kur'an emridir: Allah bir tek canın ölmesini istemiyor. Hatta “Yağmurda, fırtınada bile müslüman askerinin savaşmasını istemiyor.

Anlayan için Kur'an'da, “Allah yolundaki seferilerin NEZLE bile olmasını istemiyor Allah!”

Hep bunun tersini yaptık! Milyonları öldürmek için gönderdik ve öldürdük. Allah'ın emrine karşı çıktık.

<> Sarıkamış'ta :(

<> 4/102

Evet 4/102. Allah bizden TEKNOLOJİ istiyor o ayette, İNSAN/BİREY'in değil öldürülmesine, NEZLE olmasına bile karşı çıkıyor Rabbimiz!

Kendini Allah yolunda şehid sanan onmilyonlarca NİYAZİ var dünya tarihinde...

<> “..Yağmur ve hastalık gibi özürlerden ötürü silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yok..”

<> “we khuzû hizre küm” >>> teknoloji ?

O ayette “SEFER” kelimesi var. Bu eskiden yaya/piyade/süvari ile kısıtlıydı. Şimdi ise YILDIRIM SAVAŞI yani zırhlılar, uçaklar vb var. Uçaklar bombalasın, donanma topları dövsün!

Kurşunlar ÖLDÜRMEK için değil; yaralayıp diskalifiye etmek için yapılsın! Bir yaralı zaten iki-üç arkadaşını kendine BAĞLIYOR!

Neden ÖLDÜREN MERMİLER yapıyoruz? NEDEN YARALAYACAĞIMIZA ÖLDÜRÜYORUZ. NEDEN NEDEN NEDEN?

Karşımızdaki de bizim Adem Babadan kardeşimiz değil mi? O da insan değil mi? Ya da ben de insan değil miyim? O ayeti yazıp bir daha okuyunuz lütfen.

<> 4(Nisâ)102; Sen içlerinde olup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir grup sizi korumak için yanınızda bulunsun ve silahlarını da yanlarına alsın. Namaza duranlar secdeye vardıklarında arkanızda bulunsunlar. Sonra namaz kılmamış olan grup gelsin ve seninle birlikte namaza dursunlar, (namazı bitirmiş olan grup ise) silahlarını alıp nöbet tutsunlar. İnkarcılar, silahlarınız ve eşyanız hakkında dikkatsiz davranmanızı ve böylece sizi ani bir baskınla bozguna uğratmayı umarlar. Yağmur ve hastalık gibi özürlerden ötürü silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yok. Ancak alarmda olun. ALLAH kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlıyor.

Evet devam ediniz.

<> “Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun.”

<> “ALLAH kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlıyor.”

<> 4(Nisa)/103; Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve uzanarak ALLAH'ı anın. Güvene kavuştuğunuzda namazı gözetiniz. Namaz, inananlar üzerine belirli vakitlerde farz kılınmıştır.

<> “... Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar.” (24/58 içinden...)

“Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun.”

“Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur.”

“ silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. “
“ silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. “
“ silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. “
“ silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. “

Allah bizleri KORUYOR.

Ama askeri dehalar veya hükümetler ise “GİDİN GEBERİN” diyorlar! Bizi kitleler halinde SOYKIRIMA UĞRATIYORLAR! Yahudi Hitler 8 milyon Alman erkeğini Moskova kışında öldürdü!

<> Mason İttihâd ve Teraqqî Hükûmeti de Sarıkamış'ta.

Buyrun şu ayete buna göre bir daha bakınız: “Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun.”

Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı  varsa, silah bırakılacak! 8 milyon Alman kışın donmayacak! Veya Türk askeri! Veya UYGUR lejyonu!

<> nisâ, 4/71. Ey inananlar! Savunma tedbirlerinizi alın. Gerektiğinde de bölükler halinde harekete geçin yahut toplu halde savaşa çıkın.

ABD'nin savaşta kaybı kaç kişi (Irak'ta)? Tüm Irak harekatlarında sabotajlar dahil 150 kişi!

Ya Viet-Nam'da kaç kişiydi? Ya da İkinci genel savaşta? Milyonlar milyonlar milyonlar!

“we khuzû hizre küm” >>> İşte bunlar...

...

Çok özür diliyorum, gitmem gerekiyormuş. (Servis bir kişi için gelmiyor, bir arkadaş otomobiliyle beni götürecekmiş.)

Çok acil geronimooooo.

bye
RZİ